<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422</id><updated>2012-01-29T02:59:29.283-08:00</updated><title type='text'>360 Derece Hayat</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>45</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-6675542835784860041</id><published>2012-01-29T02:52:00.000-08:00</published><updated>2012-01-29T02:58:27.485-08:00</updated><title type='text'>Merkeze Müşteriyi Koymak</title><content type='html'>Gün içinde izlediğim &lt;a href="http://www.digiturk.com.tr/dizi/csi-miami" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;CSI: Miami&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;Miami dizisinin en heyecanlı yerinde &lt;a href="http://www.burgerking.com.tr/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Burger King&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; siparişimi getiren arkadaş kapıyı çaldı… Kredi kartı ile ödeme yaparken bir an önce işlemin bitip diziye dönmenin isteğini yaşıyordum. Kısa bir beklemeden sonra pos cihazı gerekli bağlantıyı kurdu ve pos cihazından çıkan makbuzun ikinci kopyasını alıp TV başına koştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizi bittikten sonra düşünmeye başladım. “Ne diye ikinci nüshayı biz müşteriler bekliyoruz?” diye. İlkini biz alalım diğeri ilgili firmaların olsun. İki saniye iki saniyedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-mDSQTXTwO3Y/TyUkwWwsXZI/AAAAAAAAAWY/Fb27cCqt1Zg/s1600/POS.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gda="true" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-mDSQTXTwO3Y/TyUkwWwsXZI/AAAAAAAAAWY/Fb27cCqt1Zg/s200/POS.jpg" width="131" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Yaptığımız işin en ufak detayında bile merkeze müşteri almamız çok önemli. Bugünün başarılı birçok markası* da zaten bunu yapıyor. Yoksa rekabette geri düşmek işten bile değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ek olarak iki saniyelik tasarrufun ekonomiye katacağı katkı ise şaşırtıcı derecede yüksek. İşte size kaba bir hesap: &lt;a href="http://www.bkm.com.tr/istatistik/kredikarti_toplam_issuer_islemleri2.asp" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;BKM verilerine göre&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; yerli ve yabancı kredi kartları ile yurtiçinde alışveriş için yapılan işlem adeti 2011 Ocak- Kasım döneminde 2 milyar seviyesinde. 2 milyar işlemde 2 saniyelik bir tasarruf toplamda 46 binden fazla bir güne tekabül ediyor. İnanılmaz bir rakam değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu kapsamda biraz düşünme zamanı: İşinizin hangi parçasında merkezde müşteriniz yok?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Cumartesi Cumartesi bu saatte düşünmenize gerek yok, Pazartesi de düşünmeye başlayabilirsiniz :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Garanti Bankası’nın bugünkü başarısında bu bakış açısına rakiplerine kıyasla erken sahip olmalarının payının oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Akın Öngör’ün yazdığı Benden Sonra Devam adlı kitabı bu çerçevede tavsiye ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-6675542835784860041?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/6675542835784860041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2012/01/merkeze-musteriyi-koymak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6675542835784860041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6675542835784860041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2012/01/merkeze-musteriyi-koymak.html' title='Merkeze Müşteriyi Koymak'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-mDSQTXTwO3Y/TyUkwWwsXZI/AAAAAAAAAWY/Fb27cCqt1Zg/s72-c/POS.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-7117949054914188078</id><published>2012-01-29T02:39:00.000-08:00</published><updated>2012-01-29T02:59:29.292-08:00</updated><title type='text'>Sermaye Yeterlilik Rasyosu ve Essporto</title><content type='html'>Başlığı gördüğünüz zaman “Ne alaka?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Açıklayacağım, izin verin :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen günlerde Metrocity’de yer alan &lt;a href="http://www.essporto.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Essporto&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;‘da spor yaparken düşünmeye başladım: “Acaba bütün üyeler aynı anda spor merkezinde gelse ne olur?” Cevap çok net: “Kapasite aşımı olacağı için bütün üyeler spor merkezi yönetiminin yanına gidip isyan eder, parasını geri ister. Ve bundan dolayı spor merkezi ciddi bir ekonomik sıkıntı yaşar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/--5u0xbADRy8/TyUhmSLVuXI/AAAAAAAAAWQ/JHKVjekSlZw/s1600/Essporto.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gda="true" height="133" src="http://2.bp.blogspot.com/--5u0xbADRy8/TyUhmSLVuXI/AAAAAAAAAWQ/JHKVjekSlZw/s200/Essporto.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer bir örnek bankacılık sektöründe de çok rahat yaşanabilir. Bankada vadeli veya vadesiz mevduatı bulunan bütün müşteriler (mudiler) aynı anda bankadan parasını çekmeye kalksa bankanın batması işten bile değil. İşte bu yüzden bankacılık sektöründe &lt;a href="http://www.bddk.org.tr/WebSitesi/default.aspx" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; bankaların karşılaşabileceği riskleri düzenli periyotlarla test ediyor ve sermaye yeterlilik rasyolarını düzenli bir şekilde kontrol ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorum şu: Acaba spor merkezleri kendi risklerini ne düzeyde kontrol ediyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtemelen mevcut üyelerinin segmente etmişler ve bu segmentlerin paylarını belli bir seviyede tutmaya çalışıyorlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlemlerime dayanarak oluşturduğum segmentler aşağıdaki gibi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;strong&gt;Spor Kolikler&lt;/strong&gt;: Haftanın neredeyse tamanında spor merkezine gelirler. İşten çıkıp eve gittikleri görülmemiştir. Büyük bir kısmı &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Endorfin" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;endorfin&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; bağımlısıdır. Şirketi zarar uğratan kitledir. Sayısını çok tutmamak gerekli ama varklıları ile spor merkezine renk katarlar. Kaslı vücutları ile ilgi toplarlar, yeni üye çekerler :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;strong&gt;Kaliteli Spor Yapanlar&lt;/strong&gt;: Haftanın 2-3 günü gelirler. Verdikleri paranın hakkını almaya çalışırlar. Spor dışında başka hobileri ve yaşamları da vardır. Şirkete büyük para bırakmazlar ama onlara sırt çevirmemek de gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;strong&gt;Ayda Birciler&lt;/strong&gt;: Ayda bir en fazla iki kez gelirler. Gece içkiyi çok kaçırınca saunada ter atmak en büyük istekleridir. Ter atınca zayıfladıkları yanılsamasına kapılırlar :) Şirkete bıraktıkları para oldukça yüksektir. Mümkün olduğunca bu tip üyelerin sayısı artırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;strong&gt;Yılda Birciler&lt;/strong&gt;: Yılda bir kez spor merkezine ödeme yapmaya gelirler. Onların yüzlerini bir tek muhasebe departmanı çalışanları görmüştür. Spor merkezine yazılmak ruhsal dünyalarına ciddi katkı sağlar. Arkadaş ortamında “Spor merkezine üye misin?” sorusuna gönül rahatlığı ile “Evet” demek onlar için her şeyden önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Essporto gibi spor merkezleri muhtemelen yukarıdakine benzeyen bir segment yapısı ile risklerini kontrol altında tutuyordur. Ve satış ekiplerini de bu doğrultuda yönlendiriyorlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maazallah, bütün üyeleri spor kolik olsa ne yapalar? :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-7117949054914188078?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/7117949054914188078/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2012/01/sermaye-yeterlilik-rasyosu-ve-essporto.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/7117949054914188078'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/7117949054914188078'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2012/01/sermaye-yeterlilik-rasyosu-ve-essporto.html' title='Sermaye Yeterlilik Rasyosu ve Essporto'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/--5u0xbADRy8/TyUhmSLVuXI/AAAAAAAAAWQ/JHKVjekSlZw/s72-c/Essporto.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-6823287613224362781</id><published>2012-01-29T02:31:00.000-08:00</published><updated>2012-01-29T02:42:16.193-08:00</updated><title type='text'>Celal Ağabey’in Pazarlama Stratejileri</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.kalecafe.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Kale Cafe&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;‘nin işletmecisi Celal Ataman ile bugün kahvaltı esnasında sohbet etme şansım oldu. Kendisine 30 yıldır sürdüğü işinde en önem verdiği noktaları sordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-aOsy0Mis9hg/TyUfbZTPCHI/AAAAAAAAAWI/qWnn7ILgXX0/s1600/Kale+Cafe.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gda="true" height="149" src="http://2.bp.blogspot.com/-aOsy0Mis9hg/TyUfbZTPCHI/AAAAAAAAAWI/qWnn7ILgXX0/s200/Kale+Cafe.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Celal Ağabey’in cevapları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. İşe severek gelmek. Eğer o gün kendini mutlu istemiyorsan işe gelme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Müşterinin her istediği yerine getirmeye çalış. “Ben yapamıyorum. Yok.” deme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Müşteri her zaman haklıdır. Hanımı ile kavga eder, kaynanası ile kavga eder… Nazını çekmen gerek. Eğer o gün nazını çekersen sonrasında faydasını görürsün. Sonrasında çok daha fazla insan getirir peşinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Yaptığın işin malzemesini en iyi imkanlarda sunmaya çalış. Bir liranın hesabını yapma. Malzeme çok önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Çalışanlarına her ne kadar güveniyorsan da gözün arkanda olacak. Bu işlerde profesyonel anlayışa sahip insan her zaman bulamayabilirsin… Eğer personel özel hayatında (eşi ile, kız arkadaşı ile vs.) bir problem yaşamış olabilir ve bunu müşteriye yansıtıyorsa farkında olman gerekir. En azından o gün izin verirsin ve gönderirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki sade öğütleri daha ağdalı bir dilde pazarlama kitaplarında okumuyor muyuz? Okullarda okumuyor muyuz? İyi güzel de hayat okulunu hiçbir zaman es geçmemek gerek :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-6823287613224362781?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/6823287613224362781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2012/01/celal-agabeyin-pazarlama-stratejileri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6823287613224362781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6823287613224362781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2012/01/celal-agabeyin-pazarlama-stratejileri.html' title='Celal Ağabey’in Pazarlama Stratejileri'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-aOsy0Mis9hg/TyUfbZTPCHI/AAAAAAAAAWI/qWnn7ILgXX0/s72-c/Kale+Cafe.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-1024424498042625119</id><published>2012-01-29T02:25:00.000-08:00</published><updated>2012-01-29T02:45:55.112-08:00</updated><title type='text'>Müşteri Kim?</title><content type='html'>Dün evime arkadaşım ve yedi yaşındaki kızı geldi misafirliğe. Yediğimiz içtiğimizden izlediğimiz programa birçok kararı onun istek ve yönlendirmeleri doğrultusunda aldık. Bir yetişkin olarak tüketici (consumer) bizken yedi yaşındaki çocuk müşterinin (customer) ta kendisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-dTKM00BZt04/TyUeH_Kfs0I/AAAAAAAAAWA/elwwb0_4lWg/s1600/%C3%87ocuk+Yedi+Ya%C5%9F%C4%B1nda.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gda="true" height="131" src="http://2.bp.blogspot.com/-dTKM00BZt04/TyUeH_Kfs0I/AAAAAAAAAWA/elwwb0_4lWg/s200/%C3%87ocuk+Yedi+Ya%C5%9F%C4%B1nda.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba sizin pazarlama stratejileriniz bu küçük ama etkin çocukları ne kadar önemsiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Sürekli evimde böyle bir çocuk yaşasa (yani çocuğum olsa) vereceğim tavizin derecesi tahminim daha farklı olur :)&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-1024424498042625119?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/1024424498042625119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2012/01/musteri-kim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/1024424498042625119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/1024424498042625119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2012/01/musteri-kim.html' title='Müşteri Kim?'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-dTKM00BZt04/TyUeH_Kfs0I/AAAAAAAAAWA/elwwb0_4lWg/s72-c/%C3%87ocuk+Yedi+Ya%C5%9F%C4%B1nda.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-1584255261951929090</id><published>2011-12-25T13:42:00.000-08:00</published><updated>2012-01-29T02:47:28.787-08:00</updated><title type='text'>2011 Biterken...</title><content type='html'>Hepinize merhaba,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok yoğun geçen bir yılı daha geride bırakıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2011'i kendi açımadan değerlendirmek istiyorum.&amp;nbsp;Malum, söz uçar yazı kalır :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şüphesiz ki 2011'in en önemli gelişmesi 2,5 yıla yakın bir zamandır çalıştığım &lt;a href="http://ebayinkblog.com/2011/04/12/ebay-to-acquire-shares-in-turkey%E2%80%99s-gittigidiyor-ebaynews/" target="_blank"&gt;&lt;span style="background-color: white; color: blue;"&gt;GittiGidiyor'un hisselerinin el değiştirmesiydi.&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Mayıs ayında hukuki süreç sona erdi ve GittiGidiyor, &lt;a href="http://www.ebayinc.com/who" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;eBay Inc.&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;bünyesine tam anlamı ile katıldı. Türkiye e-ticaret dünyasının en önemli satış sürecini bizzat&amp;nbsp;yaşamak, bu süreçte çalışmak&amp;nbsp;hayatım boyunca unutamayacağım bir tecrübe olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-0BtXplCJNik/TveeDOn-nqI/AAAAAAAAAV4/LVbEymkdwCI/s1600/GittiGidiyor.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" rea="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-0BtXplCJNik/TveeDOn-nqI/AAAAAAAAAV4/LVbEymkdwCI/s320/GittiGidiyor.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Şirket İçi Resmi Duyurudan Bir Kare - Ayaktakiler: C.Angın F.Ahlberg,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Orturanlar: Soldan Sağa B. Divanlıoğlu, S. Borançılı ve Tolga Kabataş&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 yılının Ekim ayından beri çalıştığım şirkette GittiGidiyor'un kurucuları; Serkan Borançılı,&amp;nbsp;Burak Divanlıoğlu ve Tolga Kabataş ile &amp;nbsp;Mayıs 2011'e kadar birlikte çalışmak benim için keyifli ve öğretici bir süreçti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayıs ayı itibarı ile artık farklı bir döneme girdik... GittiGidiyor'un&amp;nbsp;entegrasyon süreci hızlı bir şekilde başladı ve hala da devam ediyor.&amp;nbsp;Entegrasyon sürecinde yurtdışından ofisimize gelen birçok eBay çalışanı ile tanışmak, onların tecrüblerinden faydalanmak gerçekten de çok değerli benim için. Marka Yöneticisi olan ünvanım entegrasyonla birlikte Marka, Halkla İlişkiler ve İletişim Yöneticisi olarak değişti. Ben de artık GittiGidiyor'u temsilen Avrupa İletişim Takımı'nın bir parçasıyım. Bu sayede yurtdışında düzenlenen birçok toplantıya katılma fırsatı buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haziran ayında Barselona'da, Avrupa'dan gelen 700'den fazla eBay çalışanın katıldığı EuroRally adlı etkinliğe katıldım. eBay'in büyüklüğünü o zaman net bir şekilde anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temmuz&amp;nbsp;ayında eBay Küresel&amp;nbsp;İletişim Toplantısı (eBay Global Communications Summit) için San Jose'ye gittim. Oldukça öğretici, dolu dolu 2 günlük bir program vardı...Katıldığım bu toplantıda ufak bir yarışma düzenlendi.&amp;nbsp;Biz de yarışmaya &lt;a href="https://www.facebook.com/gittigidiyor" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;GittiGidiyor Facebook&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; sayfasında &lt;a href="http://blog.gittigidiyor.com/anneler-gunu-facebook-yarismasina-ilgi-buyuktu" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Anneler Günü için hazırladığımız&amp;nbsp;kampanya&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; ile başvurmuştuk. Bu yaptığımız&amp;nbsp;çalışma&amp;nbsp;eBay dünyasındaki en başarılı 5 iletişim kampanyasından biri seçildi. Kısa bir sunum ile bu toplantıda söz alıp bu projeyi&amp;nbsp;anlatmak&amp;nbsp;ise heyecan vericiydi.&amp;nbsp;Ek olarak belirtmek isterim ki bu toplantıda etkinlendiğim en önemli kişi Kurumsal İletişimden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.linkedin.com/profile/view?id=19735334&amp;amp;locale=en_US&amp;amp;trk=tyah" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Alan Marks&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;'tır. Kendisi gerçekten ilham verici bir insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ywVAARZJHmM/TveYvW0UR8I/AAAAAAAAAVs/y3d6II7V5Fo/s1600/America+163.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" rea="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-ywVAARZJHmM/TveYvW0UR8I/AAAAAAAAAVs/y3d6II7V5Fo/s320/America+163.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Eylül ayında Avrupa İletişim Toplantısı için Londra'ya gittim ve son olarak Aralık ayında&amp;nbsp;yine eBay Londra ofisinde&amp;nbsp;düzenlenen&amp;nbsp;Avrupa Sosyal Medya Toplantısı'na katıldım. Son katıldığım toplantıda GittiGidiyor'daki sosyal medya yönetimini ve Türkiye'deki kimi&amp;nbsp;başarılı sosyal medya çalışmalarını meslektaşlarımla&amp;nbsp;bir saat süren&amp;nbsp;bir sunumda paylaştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüp baktığım zaman&amp;nbsp;yedi ay gibi kısa bir sürede bu tecrübeleri yaşamak 2011'in bana sunduğu en büyük güzelliklerdendir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada&amp;nbsp;hep belirttiğim gibi,&amp;nbsp;iyi bir pazarlamacı farklıkları görmek için&amp;nbsp;çabalamalıdır.&amp;nbsp;Her gittiğim toplantıda mümkün olduğunca öncesinde veya sonrasında bulunduğum coğrafyalarda vakit geçirmeye çalıştım. Farklı sergilere, lokantalara, barlara ve&amp;nbsp;kafelere uğradım.&amp;nbsp;Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi? Bence&amp;nbsp; fırsat varsa her ikisini de yapmak gerek :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de ise&amp;nbsp;ona yakın üniversitede konuşma yapma&amp;nbsp;fırsatım oldu&amp;nbsp;2011'de.&amp;nbsp;Boğaziçi Üniversitesi,&amp;nbsp;Bilkent Üniversitesi,&amp;nbsp; &lt;a href="http://www.btz.org.tr/index.php?option=com_content&amp;amp;view=article&amp;amp;id=46&amp;amp;Itemid=55" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;İTÜ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;, Bilgi Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi&amp;nbsp;&amp;nbsp;ve &lt;a href="http://volkankirtok.com/kampuste-marketing-2011/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Eskişehir Anadolu Üniversitesi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;ilk aklıma gelenler. Üniversitede okuyan gençlerle bir araya gelmek insana enerji katıyor ve insanı gençleştiriyor. Umarım&amp;nbsp;2012'de de bu tip etkinliklere katılma fırsatı bulurum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2011'de hayatımdaki diğer önemli&amp;nbsp;tecrübe ise İstanbul Business School'un düzenlediği &lt;a href="http://www.ibsturkiye.com/sertifika-programlari/e-commerce-micro-mba-e-ticaret-mikro-mba" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;E-Ticaret Programı&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;'na&amp;nbsp;destek vermek oldu. Sektördeki birçok önemli ismin; Yunus Emre Güzer, Hakkı Arıkan, Hakan Orhun, Murat Demirhan, Hakan Erdoğan, Alper Cengiz, Serbay Arda Ayzıt, Nilay Erdem, Yücel Hamzaoğlu gibi; katılımı ile içeriği oldukça dolu olan bir program oluşturduğumuzu ve e-ticaret sektörünün gelişimine katkıda bulunduğumuzu düşünüyorum. 2012'de umarım bu programı daha da zenginleştireceğiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2011'in benim için diğer önemli anlamı ise sektörde artan rekabettir. Rekabeti yapılan iletişim çalışmalarından da görüyoruz. Şimdiye kadar e-ticaret sektöründe,&amp;nbsp;hiçbir dönemde bir yılda 15 milyon TL*'nin üzerinde bir para&amp;nbsp;geleneksel medyada (TV, gazete, outdoor vs.)&amp;nbsp;harcanmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım 2012'de rekabette neleri göreceğiz. Kimler güçlenerek çıkacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok iş konuştuk değil mi? Burada kesiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2011 gerek özel gerekse de iş hayatımda&amp;nbsp;benim için eğlenceli, öğretici ve güzel anılarla dolu bir yıl olarak geride kalıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım 2012 neler getirecek? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu vesile ile hepinizin yeni yılını kutlarım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım 2012 hepimize samimi güzellikler getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;* Kaynak Optimedia.2011 Ocak- Aralık tahmini medya harcaması. Prodüksiyon dahil değildir.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-1584255261951929090?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/1584255261951929090/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2011/12/2011-biterken.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/1584255261951929090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/1584255261951929090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2011/12/2011-biterken.html' title='2011 Biterken...'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-0BtXplCJNik/TveeDOn-nqI/AAAAAAAAAV4/LVbEymkdwCI/s72-c/GittiGidiyor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-4622108066176710491</id><published>2011-11-07T15:08:00.000-08:00</published><updated>2012-01-29T02:42:37.215-08:00</updated><title type='text'>Şehir Pazarlaması - II</title><content type='html'>Biliyorum aradan biraz zaman geçti... Ben de yazı yazmak istiyorum ama bir türlü fırsat bulamadım. Kusura bakmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldığımız yerden devam edelim istersiniz... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağustos ayı sonunda şeker bayramını fırsat bilerek Rodos'a gittim. Eylül ayında&amp;nbsp;ise eBay Avrupa İletişim Toplantısı için Londra'da bulundum. Londra'daki toplantılar 30 Eylül&amp;nbsp;Cuma günü bitince hafta sonu üniversiteden bir arkadaşımda* kalarak toplamda 4 gün şehrin havasını soluma şansı yarattım kendime.Yani yaptığım gözlemlerin sayısı arttı :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fiyat:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kesinlikle İstanbul'un oldukça pahalı bir kent olduğuna&amp;nbsp;yönelik&amp;nbsp;inancım arttı. Kimi aldığımız ürün ve hizmetlere&amp;nbsp;değerinin üstünde çok ciddi paralar ödüyoruz. Örneğin Londra'da Mamma&amp;nbsp;Mia adlı müzikale gittim bir arkadaşımla**. Ara olunca iki diet kola ve&amp;nbsp;bir su almak istedim. İstanbul'da sinema aralarında ödediğimiz servetleri düşününce cebimden 20 £ çıkardım. Toplamda ise 5 £ ödedim. Şok oldum! TL'ye vurduğumuz zaman 14 TL. Cinebonus Kanyon'da ödeyeceğiniz tutar ise yaklaşık 20-25 TL arasında olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-SZ_TyKsMwYs/TrhQzp5YYMI/AAAAAAAAAVQ/KjK-AXe6Xkg/s1600/mamma+mia.bmp" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 111px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 222px;"&gt;&lt;img border="0" height="112" ida="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-SZ_TyKsMwYs/TrhQzp5YYMI/AAAAAAAAAVQ/KjK-AXe6Xkg/s200/mamma+mia.bmp" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gözlemimi tek bir örneğe dayanarak belirtmiyorum. Londra'da toplamda ondan fazla bar ve gece kulübüne gitme fırsatım oldu. Votka portakala ödediğim para 8 £'u geçmedi. St. Katherine Docks gibi oldukça zengin bir bölgede yer alan &lt;a href="http://www.dickensinn.co.uk/" target="_blank"&gt;&lt;span style="background-color: white; color: blue;"&gt;The Dickens Inn&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; adlı restoranda bir kadeh şarap ile lezzettli bir pizzaya toplam 13 £ ödedim. Dediğim gibi TL'ye vurduğunuzda bile Türkiye'de ödediğimiz tutardan daha düşük rakamlar çıkıyor karşımıza.&amp;nbsp;Eğer maaşınız £ üzerinden ise Londra'da hayat gerçekten&amp;nbsp;İstanbul'a göre daha ucuz. (Kira'yı dışarıda tutuyorum :)) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-2Tx2wwkXWY8/TrhaCUzb5AI/AAAAAAAAAVY/5Mx8On6tBBw/s1600/The+Dickens+Inn....jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="110" ida="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-2Tx2wwkXWY8/TrhaCUzb5AI/AAAAAAAAAVY/5Mx8On6tBBw/s200/The+Dickens+Inn....jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turist olarak sadece fiyat perspektifinden baktığınızda Londra'yı mı tercih edersiniz yoksa İstanbul'u mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İnsanlar:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tabii bir kentin en önemli unsuru "insan". Oteldeki görevli, o kentte yaşayan sıradan halk, güvenlik güçleri, garsonlar, müze görevlileri, o kente gelen diğer turistler&amp;nbsp;vs... O kentte sizi mutluluğunuz ise yaşadığınız deneyimlerin toplam&amp;nbsp;değeri ile&amp;nbsp;doğru orantılı.&amp;nbsp;Bu mutluluğun en önemli unsuru ise her türlü pazarlama başarısında olduğu gibi "insana" oldukça bağımlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'un sahip olduğu&amp;nbsp;kültür zenginliğini&amp;nbsp;maalesef koruyamadığını düşünüyorum. Biraz hasarlı/defolu bir ürün var karşımızda. Eğer 6-7 Eylül 1955'te yaşananlar gibi üzücü olaylar yaşanmamış olsaydı, daha farklı kültürden daha fazla insan bu coğrafya da yaşıyor olacaktı. Bu ise bizi&amp;nbsp;her açıdan daha zengin ve&amp;nbsp;empati yeteneği yüksek&amp;nbsp;kılacaktı. Farklılar karşısında daha az şaşıracak ve farklılıklara daha saygılı olacaktık. Hepsinden önemlisi farklılıklardan beslenecektik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Londra'da bu zenginliği açıkça gördüm ve bu zenginlik gerçekten insanı daha çok çekiyor.Rodos tabii Londra gibi kozmopolit bir yapıda değil ama orada da insanların birbirine saygısını çok net gözlemledim. Bu saygının içine Amerika'da da ciddi olarak gözlemlediğim anne ve babaların yaşı ne olursa olsun çocuklarına duyduğu saygıyı da ekliyorum. Örneğin; Amerika'da havaalanında, kendi&amp;nbsp;tekerlekli valizini çekerek annesinin yanında ilerleyen 4 yaşındaki küçük kız yolu gereksiz yere kapatan iri cüsseli adam ile diyaloğa girerek adamdan çekilmesini rica etti. Ağlamadı, sızlamadı... Ve yolu kapatan adam gülümseyerek yolu açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O açıdan Rodos'ta gittiğim farklı plajlarda Türk aile olup olmadığını ağlayan çocuk sesinden rahatlıkla ayırt edip ona göre güneşleneceğim yeri belirliyordum :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-gAk6B8gBKeA/TrhjJ5pTQUI/AAAAAAAAAVg/hOHKophuSYM/s1600/cute+little+girl.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="132" ida="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-gAk6B8gBKeA/TrhjJ5pTQUI/AAAAAAAAAVg/hOHKophuSYM/s200/cute+little+girl.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi biraz düşünmemiz gerekiyor. Havasını soluduğumuz, ekmeğini yediğimiz, çocuklarımıza ve torunlarımıza bırakacağımız bu kenti nasıl görmek istiyoruz? Bu kentin her açıdan gelişmesi için ne yapabiliriz?&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer biz pazarlamacılar yapamazsa kimse yapamaz. Bundan eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;*&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Ayşan'cım her gelişimde bana salonunu açtığın için teşekkürler.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;**&amp;nbsp; Ezgi Hanım bilet için teşekkürler :) &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-4622108066176710491?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/4622108066176710491/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2011/11/sehir-pazarlamas-ii.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/4622108066176710491'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/4622108066176710491'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2011/11/sehir-pazarlamas-ii.html' title='Şehir Pazarlaması - II'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-SZ_TyKsMwYs/TrhQzp5YYMI/AAAAAAAAAVQ/KjK-AXe6Xkg/s72-c/mamma+mia.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-3131136208922927688</id><published>2011-08-14T06:20:00.000-07:00</published><updated>2011-08-14T09:13:58.481-07:00</updated><title type='text'>Şehir Pazarlaması - I</title><content type='html'>Son aylarda yurtdışında birçok şehri ziyaret etme fırsatı buldum. Mayıs ayında Londra'da 8 gün kaldım, Haziran ayında 5 gün Barselona'daydım, Temmuz ayında ise San Jose, San Francisco ve New York'ta toplam 8 gün bulundum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir pazarlamacı olarak ilk kez ziyaret ettiğim bu şehirlerde birçok açıdan gözlem yapma şansım oldu. Pazarlama perspektifinden İstanbul ile bu şehirleri kıyaslamak istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazarlayacağımız kenti bir "ürün" olarak düşünürsek ürünü her açıdan geliştirmek gerçekten çok önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ulaşım: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Şehirdeki ulaşım alt yapısını "ürünün" en önemli bileşenlerinden biri olarak kabul ediyorum. Londra'da, Barcelona'da, New York'ta gelişmiş metro sistemleri çok ekonomik bir şekilde bu şehirlerde gezmemi sağladı. İstanbul'un bu konuda sınıfta kalacağı aşikar. Londra'da, havaalanından arkadaşımın evinde toplam 5£ öderken, Beşiktaş'tan havaalanına 50 TL para ödemiştim. Ulaşım sisteminin gelişmemiş olması İstanbul'a gelen turistlerin daha az seyahat etmesine yol açıyor diye düşünüyorum. İstanbul'da gittiğiniz mekanları düşünün, kaçında turistlerle karşılaşıyorsunuz? İstanbul'a gelen turistlerin şehir hayatına karışmadıkları açık. Bunun bir nedeni de ulaşım alt yapısının güdüklüğü. Örneğin, Tarihi Yardımada'da kalan bir turist akşam saatinde kolay kolay Bebek'e gelebilir mi? Gelse de dönebilir mi? Bu durum gerek kültürel, gerekse de ekonomik açıdan zenginleşmemizi engelleyen bir sorun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-_RvhmSc14qk/Tkfscbl91WI/AAAAAAAAAVE/zutGkTrauaw/s1600/Tube%2BMap%2B-%2BLondon.gif"&gt;&lt;img style="WIDTH: 200px; HEIGHT: 166px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5640737031492326754" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-_RvhmSc14qk/Tkfscbl91WI/AAAAAAAAAVE/zutGkTrauaw/s200/Tube%2BMap%2B-%2BLondon.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;strong&gt;Londra Metro Haritası&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Turistler için restoran, kafe, bar &amp;amp; gece klüplerinin önemli uğrak noktaları olduğu bilinen bir gerçek. Sırası ile bu mekanlara yönelik gözlemlerimi paylaşmak istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Restoranlar:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türk mutfağının sahip olduğu zenginliği uygun bir fiyat ve doğru bir kurgu ile kaç restoran hakkı ile sunabiliyor. Sunulan yerlerden turistler ne kadar haberdar? Barcelona'da yediğim tapaslar bizdeki mezelerden çok mu lezzetliydi? Hayır, ama bizdeki meze zenginliğini meyhaneler dışında kaç mekan sunabiliyor? Egenin sağlıklı mutfağını kaç mekanın menüsünde bulabilirsiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir nokta bilinen bir ürünün farklı bir tarzda sunulmasının yarattığı farklılaşma. İstanbul'da kaç restoran sahibi böyle bir çaba içinde? Böyle bir vizyona sahip? San Jose'de yemek yediğim Sushi Boat farklılaşma için verilebilecek güzel bir örnek. Fotoğraf yeterince açıklıyor gibi :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-CT4QCgm0GwU/TkftYqLpcWI/AAAAAAAAAVM/igIS-DVZ6TA/s1600/Sushi%2BBoat.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 200px; HEIGHT: 132px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5640738066200621410" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-CT4QCgm0GwU/TkftYqLpcWI/AAAAAAAAAVM/igIS-DVZ6TA/s200/Sushi%2BBoat.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının devamı önümüzdeki günlerde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşmek üzere.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-3131136208922927688?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/3131136208922927688/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2011/08/sehir-pazarlamas-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/3131136208922927688'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/3131136208922927688'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2011/08/sehir-pazarlamas-1.html' title='Şehir Pazarlaması - I'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-_RvhmSc14qk/Tkfscbl91WI/AAAAAAAAAVE/zutGkTrauaw/s72-c/Tube%2BMap%2B-%2BLondon.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-1478801880978169839</id><published>2011-05-01T14:02:00.000-07:00</published><updated>2011-05-02T13:32:03.177-07:00</updated><title type='text'>Yaşanmış Hikayelerden Çıkan Pazarlama Dersleri VI</title><content type='html'>Hepinize merhaba,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tüketici olarak yaşadığım birçok olayı pazarlama perspektifinden değerlendirmek fikir jimnastiği açısından faydalı oluyor. Bildiğiniz gibi "Yaşanmış Hikayelerden Çıkan Pazarlama Dersleri" de bu değerlendirmeler sayesinde ortaya çıkıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilerseniz kaldığımız yerden devam edelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Durum:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Bildiğiniz gibi birçok alışveriş merkezinin en üst katında geniş yemek yeme alanları (food court) mevcut. Bu alanların bir kısmı herkese açıkken, kimi bölümler ise oradaki özel restoranların müşterilene tahsis edilmiştir... Bu alanların güzel tarafı herkesin kendi zevkine göre yemeğini alması ve arkadaşları ile ortada buluşmasıdır. Buraya kadar her şey yolunda. Peki bir tüketici bu özel restoranların birinden yemek alıp başka yerde yemek isterse neler olabiliyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-7CHT8lUWqh0/Tb7PmsZxbWI/AAAAAAAAAU4/UP7kUmls750/s1600/food%2Bcourt.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 133px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-7CHT8lUWqh0/Tb7PmsZxbWI/AAAAAAAAAU4/UP7kUmls750/s200/food%2Bcourt.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5602143250156711266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen haftalarda iki arkadaşımla Optimum Alışveriş Merkezi'ne gittim. Onlar Pizza Hut'ta sınırsız pizza yemek istediler, ben de yan taraftaki restorana gidip, iskender istediğimi ancak arkadaşlarım orada olduğu için hemen yan taraftaki Pizza Hut'ta yiyebileceğimi belirttim. Tam mutlu bir şekilde ödeme yapacakken bana iskenderi tabakta servis edemeyeceklerini, folyo kapta verebileceklerini belirttiler. Sebep ise porselen tabağın kaybolma riski. Ben de tabakta olmazsa iskender almayacağımı belirterek mekandan ayrıldım...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda belirttiğim örnekten gidersek nazik bir açıklama ile benden tabak için depozito talep edebilirlerdi. Folyo ile yemek servisi teklifine kıyasla bu öneri beni daha fazla mutlu ederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, müşterilerinizi öncelikle dinleyin. Onların haklı taleplerine daha fazla "evet" demek için çözümler geliştirin. Geliştirin ki insanları ve markanızı gülümsetin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi biraz düşünme zamanı; müşterilerimize hangi konularda "hayır" diyoruz ve aslında bunların ne kadarına "evet" diyebiliriz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-1478801880978169839?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/1478801880978169839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2011/05/yasanms-hikayelerden-ckan-pazarlama.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/1478801880978169839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/1478801880978169839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2011/05/yasanms-hikayelerden-ckan-pazarlama.html' title='Yaşanmış Hikayelerden Çıkan Pazarlama Dersleri VI'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-7CHT8lUWqh0/Tb7PmsZxbWI/AAAAAAAAAU4/UP7kUmls750/s72-c/food%2Bcourt.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-6225081787775922729</id><published>2011-04-02T07:39:00.000-07:00</published><updated>2011-04-02T08:00:31.622-07:00</updated><title type='text'>Kurumsal Bloglar ve Yönetimi</title><content type='html'>90′ların başında dünyada yayılmaya başlayan ve popülerliği 2000′lerde daha da artan bloglar artık dijital dünyanın ve dolayısı ile hayatımızın olmazsa olmaz bir parçası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blog dünyasında (The Blogosphere) renklilik ve çeşitlilik teknolojik gelişme ile doğru orantılı olarak her geçen gün artıyor… Milyonlarca blogu kendi içlerinde farklı kategorilere ayırmamız mümkün. Örnek vermek gerekirse: Blogun içeriğine göre; gezi blogları, müzik blogları, moda blogları, pazarlama blogları vs. gibi. Yazarına göre; kişisel bloglar, kurumsal bloglar. Blogta kullanılan ağırlıklı iletişim araçlarına göre; video blogu (vlog), fotoğraf blogu (photolog), linklerden oluşan blog (linklog) vs. gibi. Bu yazımda sizlere kurumsal blog ve yönetiminden kısaca bahsetmek istiyorum: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dijital dünyanın gelişimi ile birlikte; iletim dünyasından iletişim dünyasına geçtiğimiz bir yapıda; şirketlerin de artık paydaşları (müşteriler, çalışanlar, iş ortakları vs.) ile kurduğu iletişimde bir değişiklik yapma ihtiyaçları ortaya çıktı. İşte bu noktada kurumsal bloglar bu ihtiyacın bir parçası olarak hayatımızda daha fazla yer almaya başladı. Neydi bu ihtiyaçlar? Daha fazla şeffaf olma zorunluluğu, daha samimi bir dil kullanma gerekliliği, şirketlerin tuğla ve çimentodan oluşan yapılar olmadığının, insan kaynağının şirketler için en önemli varlıklarından biri olduğunu paydaşlara hissettirme isteği ilk aklıma gelenler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-QIlLWj_jHoY/TZc2m5Rvb4I/AAAAAAAAAUQ/2wYAHdOnWGA/s1600/Kurumsal-Bloglar.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 200px; HEIGHT: 134px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5590997504241921922" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-QIlLWj_jHoY/TZc2m5Rvb4I/AAAAAAAAAUQ/2wYAHdOnWGA/s200/Kurumsal-Bloglar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de de firmalar, özellikle teknoloji firmaları (&lt;a href="http://blog.turkcell.com.tr/"&gt;Turkcell&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://blog.gittigidiyor.com/"&gt;GittiGidiyor.com &lt;/a&gt;gibi), alkollü içecek firmaları (&lt;a href="http://blog.efespilsen.com.tr/anasayfa/"&gt;Efes Pilsen &lt;/a&gt;gibi), kurumsal bloglarını birer birer açmaya başladılar… Tabi iş blog açmakla bitmiyor. Önemli olan okuyucuları tatmin eden, düzenli olarak güncellenen, marka algısına olumlu katkı yapan blogları yaratmakta ve yaşatmakta. Dilerseniz maddeler halinde başarılı kurumsal bir blog için olmazsa olmazları sıralayalım: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Blogun amacı blogta yazı yazacak olan kişilerle (şirket çalışanları ve duruma göre iş ortakları) paylaşılmalıdır. Ayrıca bu amaç kısa ve net bir şekilde blogta da yer almalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Blogun, markanın dünyası ile paralel, karışık olmayan bir tasarımı olmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Blog yönetimi için ilgili sorumlular seçilmeli ve bu sorumlular bloga girecek yazıların zamanlamalarını planlamalı ve içerikleri yazıların yazarından da onay olarak revize etmelidir. Bloga gelen yorumlar sağlıklı bir şekilde yönetilmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Bloga konulan görseller, reklam ajansı veya varsa kurumun kendi tasarım ekibince seçilmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Blogta farklı iş kollarının, departmanların yazı yazması teşvik edilmelidir. Blogun kurumsal blog olmaktan çıkıp departman blogu haline gelmesi engellenmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Blog yazarlarına anı olarak ufak hediyeler verilmesi blog yönetim ekibince planlanmalıdır. (GittiGidiyor’da blog yazarlarına özel tasarlanan tişört hediye ediyoruz.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-Bloga trafik yaratmak ve blogun bilinirliliğini artırmak için farklı iletişim alanları (veri tabanına gönderilen e-postalarda veya kurumsal web sitesinde uygun alanlardan bloga link vermek gibi) kullanılmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak her şirketin blog sahibi olması gibi bir zorunluluk yoktur. Başarısız bir kurumsal blog yerine blog açmamak iletişim açısından daha faydalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Not:&lt;/strong&gt; Bu yazım 7 Mart 2011 tarihinde GittiGidiyor Blog'ta yayınlamıştır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-6225081787775922729?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/6225081787775922729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2011/04/kurumsal-bloglar-ve-yonetimi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6225081787775922729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6225081787775922729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2011/04/kurumsal-bloglar-ve-yonetimi.html' title='Kurumsal Bloglar ve Yönetimi'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-QIlLWj_jHoY/TZc2m5Rvb4I/AAAAAAAAAUQ/2wYAHdOnWGA/s72-c/Kurumsal-Bloglar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-5118797979105495839</id><published>2011-04-01T05:25:00.000-07:00</published><updated>2011-04-01T13:47:10.265-07:00</updated><title type='text'>Artırılmış Gerçeklik (Augmented Reality)</title><content type='html'>Gerçek dünyanın kimi unsurlarının bilgisayar destekli duyusal algılayıcılar sayesinde zenginleştirilmesi durumunu anlatan kavram "artırılmış gerçekliktir" (augmented reality). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlerleyen dönemde, teknolojinin gelişmesi ve teknoloji sahipliğinin/erişiminin artması ile birlikte bu kavramı daha fazla duyacağız ve deneyimleyeceğiz. Her sektörden pazarlamacıların ıskalamaması gereken bu "gerçekliği" daha iyi anlamak için örnekler üzerinden gitmek daha sağlıklı olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lego'nun dünya çapında, bütün mağazalarına yaymayı düşündüğü artırılmış gerçeklik kioskları perakende sektöründeki fırsatları gözler önüne seriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe title="YouTube video player" width="480" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/8UxWkZtUKaI" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hollanda merkezli &lt;a href="http://www.layar.com/"&gt;Layar&lt;/a&gt;'ın geliştirdiği Layar adlı artırılmış gerçeklik platformu ile ilgili aşağıdaki video insanı heyecanladırıyor. Aklıma gelen basit bir örnek; yarın bir gün camlarda satılık veya kiralık gibi afişler olmayacak. Siz akıllı cep telefonunuzu sokağa tuttuğunuz zaman bütün bilgiler ilgili dairelerin üzerinde belirecek...Çok mu uzak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe title="YouTube video player" width="480" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/b64_16K2e08" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun dünyasında ise birbirinden renkli uygulamaları görüyor olacağız. İstanbul sokaklarında ellerinde cep telefonu koşan insanlar görürseniz korkmayın :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe title="YouTube video player" width="480" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/LoodrUC05r0" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl korkmamız gereken ise pazarlama dünyasındaki iş yapış şekillerini altüst eden bu değişimleri gözardı etmemiz olmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi günler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-5118797979105495839?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/5118797979105495839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2011/04/artrlms-gerceklik-augmented-reality.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/5118797979105495839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/5118797979105495839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2011/04/artrlms-gerceklik-augmented-reality.html' title='Artırılmış Gerçeklik (Augmented Reality)'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/8UxWkZtUKaI/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-6863739626475900205</id><published>2011-01-09T10:14:00.000-08:00</published><updated>2011-01-10T00:43:38.877-08:00</updated><title type='text'>Flashmob</title><content type='html'>Flashmob*: Bir grup insanın organize olarak kamuya açık bir alanda ani bir şekilde bir araya gelerek kısa süreli, tuaf, şaşırtıcı hareketler yaptıktan sonra dağılması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harper's Magazine'in kıdemli editörü Bill Wasik'in 2003 yılı Haziran ayında organize ettiği ve ilk flashmob olarak kabul edilen hareketin/olayın üzerinden uzun zaman geçti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet ile birlike artık daha rahat etkileşime geçen ve iletişim kuran kitleler için bir araya gelmek ve flasmob organize etmek artık daha kolay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aktif olmak, bir şeyler yaratmak ve "ben burdayım" demekten zevk alan insanların flasmobu sevmesi ve sahiplenmesi kadar doğal bir şey olamazdı. Bunun sonucunda, aradan geçen 8 yıla yakın sürede gerçekten birçok başarılı flashmob örnekleri gördük. Yaratıcılığa açık, viral yayılım gücü yüksek bu aracın markalar tarafında da kullanılması kaçınılmazdı. O açıdan bu başarılı flashmobların bir kısmı da kimi markalara ait.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzleyelim, görelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsveçli sokakdansçıları grubu BounceE'nin farklı dans yaklaşımı bu flashmobu defalarca keyifle izlememi sağlıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/7MiMAt-J54U?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/7MiMAt-J54U?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T-Mobile'ın 2009'da Liverpool İstasyonu'nda gerçekleştiği flashmob Youtube'da en çok izlenen flasmoblardan biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/VQ3d3KigPQM?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/VQ3d3KigPQM?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Improv_Everywhere"&gt;Improv Everywhere&lt;/a&gt; adlı grup tarafından New York'ta Grand Central Terminal'de gerçekleştirilen flashmob yaratıcılığı ile birçok başka flashmoba ilham vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/jwMj3PJDxuo?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/jwMj3PJDxuo?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden bu kadar. &lt;a href="http://www.youtube.com/results?search_query=flash+mob&amp;aq=f"&gt;Youtube&lt;/a&gt;'da "Flashmob" kelimesini ararsanız binlerce video çıkacak karşınıza. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiden iyi seyiler :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Flash_mob"&gt;Flashmob&lt;/a&gt; was added to the 11th edition of the Concise Oxford English Dictionary on 8 July 2004 where it noted it as an "unusual and pointless act" separating it from other forms of smart mobs such as types of performance, protests, and other gatherings.Also recognized noun derivatives are flash mobber and flash mobbing. Webster's New Millennium Dictionary of English defines flash mob as “a group of people who organize on the Internet and then quickly assemble in a public place, do something bizarre, and disperse.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-6863739626475900205?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/6863739626475900205/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2011/01/flashmob.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6863739626475900205'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6863739626475900205'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2011/01/flashmob.html' title='Flashmob'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-4745548191887396281</id><published>2010-11-20T06:46:00.000-08:00</published><updated>2010-11-20T08:08:25.488-08:00</updated><title type='text'>Yeni Dünyanın İletişim Platformu: Sosyal Medya - I</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.comscore.com/"&gt;Comscore&lt;/a&gt; 2010 yılı Ağustos ayı verilerine göre Türkiye'de 22,3 milyon kişinin internete erişimi var. Yalnız bu sayı internete evinden veya işyerinden bağlanan, 15 yaş ve üstü kişileri kapsamakta. 15 yaş sınırı koyamadan düşünürsek yaklaşık 28 milyon kişinin Türkiye'de internete erişiminin olduğunu söyleyebiliriz. 72,5 milyonluk Türkiye nüfusuna bu rakamı oranlarsak %39 rakamını elde ediyoruz. Bu oran Türkiye'de internetin tüm nüfustaki erişimidir (Penetration). Avrupa Birliği'nde internetin tüm nüfustaki erişimi ise %67 seviyelerindedir. Bu açıdan baktığımız zaman Türkiye'de internetin gelişimi açısından oldukça yol var diyebiliriz. Detaylı bilgi için &lt;a href="http://www.internetworldstats.com/"&gt;tıklayınız.&lt;/a&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan ise Türkiye Facebook'ta; Amerika, Endonezya, İngiltere'den sonra, 23,3 milyon kişi ile en fazla kullanıcıya sahip 4. ülkedir. Bu rakamın, sahte ve ikinci/üçüncü hesapları çıkarınca, net halinin 20 milyon seviyesinde olacağını öngörebiliriz. 28 milyon kişinin internete eriştiği bir ülkede Facebook'un internet kullanan kitle içinde %71'lik bir erişimi olduğunu görüyoruz. Bu oran, başka ülkelerdeki verilerlele kıyasladığımız zaman, gerçekten oldukça yüksek... Detaylı bilgi için &lt;a href="http://www.facebakers.com/facebook-statistics/turkey"&gt;tıklayınız.&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/TOfugpUHyoI/AAAAAAAAAUA/F_jYH_ysOAs/s1600/Facebook.Top.5.png"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 157px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/TOfugpUHyoI/AAAAAAAAAUA/F_jYH_ysOAs/s200/Facebook.Top.5.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5541660111116159618" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda belirttiğim verilerden hareket ederek Türk insanının sosyal medyayı sevdiğini söyleyebiliriz. Bu yüzden Türkiye'de markaların iletişim stratejiilerinin ve bu stratejilerinin bir parçası olan her türlü dönemsel kampanyalarının içine sosyal medyayı alması kaçınılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlerleyen günlerde sürdüreceğim bu yazı dizisinde sosyal medyanın ve dijital pazarlamanın kimi önemli kavramlarını sizlerle tartışıyor olacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağlantıda kalın :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-4745548191887396281?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/4745548191887396281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2010/11/yeni-dunyann-iletisim-platformu-sosyal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/4745548191887396281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/4745548191887396281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2010/11/yeni-dunyann-iletisim-platformu-sosyal.html' title='Yeni Dünyanın İletişim Platformu: Sosyal Medya - I'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/TOfugpUHyoI/AAAAAAAAAUA/F_jYH_ysOAs/s72-c/Facebook.Top.5.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-7361142897202315620</id><published>2010-11-15T11:35:00.000-08:00</published><updated>2010-11-15T13:15:19.199-08:00</updated><title type='text'>Yaşanmış Hikayelerden Çıkan Pazarlama Dersleri V</title><content type='html'>Merhaba,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadıklarımdan çıkardığım o kadar çok pazarlama dersi var ki bu gidişle bu yazısı dizisi sona ermeyecek :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Durum: &lt;/strong&gt;Geçen günlerde Garanti Bankası'nın Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü'nde yer alan ATM'sinde para çekmek için sırada bekliyordum. İşlemini yapan kişiden sonra sıra bana gelecekti. Tam bu sırada Garanti Bankası'nın ATM'lere para taşıyan arabası ATM'nin önüne geldi ve Garanti Bankası'nın görevlileri işlemini yapan kişiden sonra benden izin istemeden ATM'nin arka tarafına geçip, cihaza para yüklediler... Ben de bu sürede onların işini bitirmesini bekledim. 2-3 dakika sonra işlerini bitirdiler ve ben de daha sonra ATM'de işimi hallettim. Aslında ATM'de o an para vardı ve ben işlemimi yapabilirdim. ATM çalışıyordu. O açıdan benim gibi Garanti Bankası'nın görevlileri de sıraya girebilirdi veya benim gibi sırada bekleyenlerden özür dileyerek öne geçebilirlerdi. Hiçbirini yapmadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/TOGd3QhIb3I/AAAAAAAAATw/_kySJO_c9nw/s1600/garanti.atm.bmp"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 112px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/TOGd3QhIb3I/AAAAAAAAATw/_kySJO_c9nw/s200/garanti.atm.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5539882589294718834" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yorum: &lt;/strong&gt; Müşterilerinizin yanında olun, siz (çalışanlarınız) de onlardan biri gibi davranın. Emin olun bu da markanızın bir iletişimi. Samimiyeti sadece TV'ye, dergilere vs verdiğiniz reklamlarla sağlayamazsınız. Özellikle hizmet sektöründe işler daha zor... Her süreci/akışı işin iletişim tarafını da düşünerek detaylandırmak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Durum:&lt;/strong&gt; Bildiğiniz gibi şu sıralar Türkiye e-ticaret gündeminde en çok konuşulan/tartışılan iş modelleri Özel Alışveriş Siteleri (Private Shopping) ve Grup Satınalma Siteleri (Group Buying).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an kıyasıya rekabetin yaşandığı grup satınalma tarafında insan isimleri karıştırıyor.  &lt;a href="http://www.grupfoni.com/welcome"&gt;Grupfoni&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.sehirfirsati.com/"&gt;Şehirfırsatı&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.markapon.com/"&gt;Markapon&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.grupanya.com"&gt;Grupanya&lt;/a&gt; ilk aklıma gelenler. Bakalım ilerleyen yıllarda kimler ayakta kalacak. Tabii konumuz bu değil.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bildiğiniz gibi bu iş modelinde kullanıcılara fırsatı sunan sitelerin dışında fırsatın kullanılacağı, hizmet sağlayan bir firma/marka var. Restoranlar, spa merkezleri, kuaför salonları, dil kursları vs...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hizmet sektöründeki kimi firmalar için grup satınalma siteleri ile anlaşarak yeni müşterilere ulaşmak ve grup satınalma siteleri üzerinden kendi tanıtımlarını yapmak gerçekten iyi bir fırsat. Ancak son zamanlarda çevremden aldığım duyumlardan bir tanesi, grup satınalma siteleri üzerinden fırsat satan kimi işletmelerin, sonrasında kuponları ile birlikte giden müşterilerine olumsuz deneyimler yaşattığı yönünde. Örneğin, kimi restoranların daha uygun yer olduğu halde kuponu ile gelen müşterileri daha kötü bir yere oturtması, onlara normal servis standartlarının altında hizmet vermesi veya mekanda yer olduğu halde hafta sonu yer olmadığını söylemesi gibi...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/TOGf-OdBp6I/AAAAAAAAAT4/hTi_JK9Z2pA/s1600/grup%2Bsat%25C4%25B1nalma.png"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 96px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/TOGf-OdBp6I/AAAAAAAAAT4/hTi_JK9Z2pA/s200/grup%2Bsat%25C4%25B1nalma.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5539884908022966178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorum:&lt;/strong&gt; Fırsat siteleri sayesinde sunduğunuz hizmeti bir daha veya ilk kez deneyimleyecek (retention or acquisition) müşterilerinize iyi davranın. Teklifte iletişimi yapılan ne ise en az onu sunun (Ticaret ahlakı zaten bunu gerektir.), hatta onlara ufak sürprizler yaparak onları şaşırtın, sizden bahsetmelerini (WOM) sağlayın (Bu da pazarlama zekası gerektirir.). Emin olun karşılığını alırsınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi işi yaparsak yapalım, biraz uzun vadeli düşünelim ve emek harcayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-7361142897202315620?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/7361142897202315620/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2010/11/yasanms-hikayelerden-ckan-pazarlama.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/7361142897202315620'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/7361142897202315620'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2010/11/yasanms-hikayelerden-ckan-pazarlama.html' title='Yaşanmış Hikayelerden Çıkan Pazarlama Dersleri V'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/TOGd3QhIb3I/AAAAAAAAATw/_kySJO_c9nw/s72-c/garanti.atm.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-1525053564373967618</id><published>2010-08-07T12:38:00.000-07:00</published><updated>2010-08-07T14:38:59.543-07:00</updated><title type='text'>Yaşanmış Hikayelerden Çıkan Pazarlama Dersleri IV</title><content type='html'>Merhaba,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkındayım, uzun zaman oldu bloguma yazı yazmayalı. Zannetmeyin ki yazı yazmayı ihmal ediyorum. Bildiğiniz gibi GittiGidiyor'da Pazarlama Yöneticisi olarak çalışıyor ve zaman zaman &lt;a href="http://blog.gittigidiyor.com/"&gt;GittiGidiyor'un blogunda&lt;/a&gt; da yazılar kaleme alıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim çantamda biriktirdiğim birkaç konuya:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Durum:&lt;/strong&gt; Yıllar önce, üniversiteden mezun olduktan sonra &lt;a href="http://www.eczacibasikariyer.com/"&gt;Eczacıbaşı Holding'in kariyer sitesine&lt;/a&gt; girerek özgeçmiş oluşturmuştum. Bundan da doğal bir şey olamaz çünkü Eczacıbaşı Grubu beğeni ile izlediğim ve çalışmak istediğim bir kurumdu benim için. (Hala da saygı ile takip ediyorum kendilerini.) Buraya kadar her şey iyi güzel de bu sitede oluşturduğum ve bir daha güncellemediğim özgeçmişim üzerinden bana pozisyon önerisi/boş pozisyon bilgilendirmesi gelmesi beni gerçekten de rahatsız ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yorumum:&lt;/strong&gt; Ortada bir problem yokken müşterilerinizle aranızı açmayın. Onlarla iletişim kurarken sağlıklı planlamalar yapın. Eczacıbaşı örneğinden gidersek, özgeçmişimi güncellemem için bana bir ricada bulunabilirler. Baktılar güncellemiyorum, ikinci bir kez mail ile hatırlama yaparlar ve özgeçmişimi güncellememem durumunda beni üyelikten çıkaracaklarını belirtebilirtebilirler veya bana bir daha e-mail atmazlar. Karşınızdaki kişinin adı Ahmet iken ona sürekli Mehmet demek nasıl Ahmet'in canını sıkarsa, benim de canım benzer bir şekilde sıkılıyor...İş değiştirmeye niyetim yok o ayrı :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/TF3ApwaT-rI/AAAAAAAAAS4/CQbbkUwqnYY/s1600/eczacibasi.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 98px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/TF3ApwaT-rI/AAAAAAAAAS4/CQbbkUwqnYY/s200/eczacibasi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5502766143319046834" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Durum:&lt;/strong&gt; Geçenlerde yeni evlenen bir arkadaşım ve eşi ile birlikte Asmalımescit'te, Sofyalı sokakta bulunan KafePi adlı mekana gittik. Kapıdaki görevli bizi dikkatli bir şekilde süzdükten sonra bir saniye dedi ve içeriye kapıdan baktı. Sonrasında da buyur etti. İçeri girdiğimiz zaman bir de ne görelim, içerde sadece üç dört kişi var. Biz de doğal olarak içeride çok kısa bir süre kaldıktan sonra dışarı çıktık. Kapıdaki görevliye biraz kızsak da durumu önemsemedik. Yarım saat sonra mekana tekrar geldiğimizde ise görevli, 40 kişilik bir grubun rezervasyon yaptırdığını 00:45'te mekana geleceklerini belirtti. Az önce mekandan çıktık ya kendince bunun intikamını alıyor. Olayı uzatmadan KafePi'nin önünden ayrıldık. Tabii benim için KafePi bitmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/TF3L7b7UzRI/AAAAAAAAATA/iy6STAcktWc/s1600/kafepi.png"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/TF3L7b7UzRI/AAAAAAAAATA/iy6STAcktWc/s200/kafepi.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5502778541685918994" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yorum:&lt;/strong&gt; Özellikle sizi temsil eden ve göz önünde olan çalışanlarınızın hareketleri sizin markanızı, kurumunuzu bağlar. (İlgili bir yazı: &lt;a href="http://360derecehayat.blogspot.com/2009/07/fethiyede-bir-otel-starbucks-ve-oprah.html"&gt;Fethiye’de Bir Otel, Starbucks ve Oprah Winfrey&lt;/a&gt; ) Eğlence sektöründen örnek vermek gerekirse bence gece klübü ve bar girişinde çalışan birçok kişinin (gatekeeper) ego problemi var ve bunu müşterilerine yansıtıyor. Acaba işletmeciler bu durumdan ne kadar haberdar? Eğer bundan haberdar değilseniz, pazarlamayı tiye alıyorsunuz demektir. Bildiğiniz gibi pazarlama dünyasında, mezarlıklar müşteriyi tiye alan markalarla dolu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu iki örnek üzerinden kendi iş yapış şekillerimizi düşünelim biraz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-1525053564373967618?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/1525053564373967618/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2010/08/yasanms-hikayelerden-ckan-pazarlama.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/1525053564373967618'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/1525053564373967618'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2010/08/yasanms-hikayelerden-ckan-pazarlama.html' title='Yaşanmış Hikayelerden Çıkan Pazarlama Dersleri IV'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/TF3ApwaT-rI/AAAAAAAAAS4/CQbbkUwqnYY/s72-c/eczacibasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-5295563945880161589</id><published>2010-05-24T11:15:00.000-07:00</published><updated>2010-05-24T11:16:19.875-07:00</updated><title type='text'>Tutarlı Olmak</title><content type='html'>Geçen günlerde &lt;a href="http://www.mey.com.tr/"&gt;Mey İçki&lt;/a&gt;'de çalışan marka müdür yardımcısı arkadaşımdan rakı konusunda oldukça faydalı bilgiler edindim. Bu arada tahmin edebileceğiniz gibi sohbetimiz rakı sofrasındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekirdağ rakısının hikayesi ise beni oldukça etkiledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"1926 yılında kurulan TEKEL'in (o zamanki adıyla İnhisarlar İdaresi) ürettiği rakılardan bir tanesi de herkesin bildiği Yeni Rakı (1944'ten beri üretilmektedir). Yeni Rakı üretiminde, yaş ve kuru üzüm sumaları birlikte kullanılmaktadır. TEKEL döneminde farklı illerde kurulu fabrikalar kendi hammade tedariklerini kendileri gerçekleştirmektedir. Bu durum, aynı marka altında farklı tadlarda ürünlerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bunun en dramatik örneği ise, 1970'li yıllarda kuru üzüm tedariğinde sıkıntı yaşayan Tekirdağ fabrika müdürünün Yeni Rakı'yı sadece yaş üzümden üretmesi ile yaşanır. Sadece yaş üzümden üretilen rakının kokusu daha az ve içimi daha rahat olmuştur. Tekirdağ fabrikasından çıkan bu ürünler o dönemde büyük ilgi görür ve Tekirdağ fabrikası bu ilgi karşısında rakısını yaş üzümden üretmeye devam eder..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S_pCe6MQunI/AAAAAAAAASw/hlV7kgcw8XE/s1600/bandroll%C3%BC.tekirdag.70cl.MASTER.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 76px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S_pCe6MQunI/AAAAAAAAASw/hlV7kgcw8XE/s200/bandroll%C3%BC.tekirdag.70cl.MASTER.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474761395806452338" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşım bunları anlatırken aklıma bir anda çocukluk anılarım geldi... Babam da rakı alırken şişenin alt tarafındaki seri numarasına bakardı. Bu seri numarasından Tekirdağ'da üretilmiş rakıyı seçerdi. Ne yapsın adamcağız? Hepsinin üzerinde Yeni Rakı yazıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sonunda TEKEL, 2000 yılında, evet yanlış okumadınız 2000 yılında, 1970 yılından beri ürettiği rakıyı Tekirdağ markası ile piyasaya sürer. Artık fiili olarak (de facto) yaşayan efsanin varlığı hukuki olarak (de jure) da kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünebiliyor musunuz, yıllarca aynı markanın (!) altında insanlar farklı tatlarda ürünlerle karşılaşıyor... Marka olmak için tutarlı olmak şart ise, Yeni Rakı'nın o dönemlerde bir marka olmadığını rahatça söyleyebiliriz. İletişimdeki tutarlılıktan önce, sen daha üründe standartı sağlayamıyorsan çok da fazla konuşmaya gerek kalmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 yıldır yaşadığım bu coğrafyada aldığım ürün ve hizmetleri bir anda standartlar ve tutarlılıklar skalasında değerlendirmeye başladım istemsiz olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikilitaş'ta ara sıra gittiğim kafeteryada yediğim tostlarda bir standart var mı? Ya da sokak arasında yemeklerini lezzetli bulduğum köfteciye bir sonraki gidişimde aynı tadı alabiliyor muyum? Aynı bankanın farklı şubelerinde aynı güler yüzlü hizmeti bulabiliyor muyum? Burger King'in farklı şubelerinde "Steakhouse Burger" hep aynı lezzette mi? vs...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S_mloyQoFdI/AAAAAAAAASo/5IbGCha7Dvo/s1600/steakhouse.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S_mloyQoFdI/AAAAAAAAASo/5IbGCha7Dvo/s200/steakhouse.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474588942150407634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emin olun, ne zaman ki ürününüzün/hizmetinizin ayrıştırıcı, beğenilen özelliklerinizde tutarlılığı yakalıyorsunuz (Pazarlama iletişimideki tutarlılığı bir başka yazıya bırakıyorum.) o zaman daha fazla konuşulmaya ve tavsiye edilmeye başlıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu pazarlamanın daha ilk adımı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi biraz yaptığımız işlerdeki (Konuyu kendi özel ve iş yaşamınız çerçevesinde de düşünebilirsiniz.) tutarlılık ve tutarsızlıkları düşünme zamanı. Emin olun harcadığınız zaman boşa gitmeyecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-5295563945880161589?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/5295563945880161589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2010/05/tutarl-olmak_24.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/5295563945880161589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/5295563945880161589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2010/05/tutarl-olmak_24.html' title='Tutarlı Olmak'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S_pCe6MQunI/AAAAAAAAASw/hlV7kgcw8XE/s72-c/bandroll%C3%BC.tekirdag.70cl.MASTER.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-2993320381665865221</id><published>2010-04-08T11:56:00.000-07:00</published><updated>2010-04-08T13:56:21.759-07:00</updated><title type='text'>Ne Kadar Adilsiniz?</title><content type='html'>Geçen hafta sonu Moda Starbucks'ta bir arkadaşımı beklerken, Starbucks tarafından dışarı konulmuş posterdeki şu yazı dikkatimi çekti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;Fair Trade&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kahvelerimizin lezzeti, kahve yetiştiricilerimiz ile yıllar süren ilişkilerimizin mükemmel sonucudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adil ticaret, gelişmekte olan ülkelerdeki çiftçilere ve işçilere daha iyi çalışma koşulları sağlamayı ve uluslararası ticarette şeffaflığa ve eşitliğe dayanan ticareti tanımlar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S74-D9VjneI/AAAAAAAAASQ/a2LkgvDHzvc/s1600/adalet.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S74-D9VjneI/AAAAAAAAASQ/a2LkgvDHzvc/s200/adalet.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457868036145126882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden düşünmeye başladım. Bir tüketici olarak ne kadar adil bir ticaret döngüsünün içindeyim? Hemen aklıma gelen birkaç örneği paylaşayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar, gerek iş dolayısıyla gerekse de arabamı sattığım için özel hayatımda taksiye oldukça fazla biniyorum. Taksilerde çalışmayan oto teybi ile sık karşılaşıyorum. Hemen taksiciye soruyorum, neden yaptırmadığını. Gelen cevap, "Ağabey, plaka sahibi gidip tamir etmem için bana zaman vermiyor ki. Gidersem benim vaktimden gidecek. Biliyorsun, ben de plaka için mal sahibine günlük para veriyorum." Benim cevabım ise, "Mal sahibine söyle, bu yolculukta benden normal taksimetre ücretini alıyorsa, mal sahibin bu teybi yaptırmak zorunda." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emin olun, gün içinde bu tip taksilere binen yüzlerce insan benzer durumlardan şikayet ediyordur. Ama o an için bir çözüm bulamadıkları için rahatsız oldukları ile kalıyorlar. Adaletsiz bir ticaretin öznesi (!) olmak beni gerçekten üzüyor*.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S74-Zb2cHnI/AAAAAAAAASY/lrFOS836lP8/s1600/taksi.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S74-Zb2cHnI/AAAAAAAAASY/lrFOS836lP8/s200/taksi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457868405113364082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim başka bir örneğe: Bir zamanlar bankacılık sektöründe çalıştığım için biliyorum, "Kredili Mevduat Hesabı" denilen ve ismi bankadan bankaya farklılık gösteren kredi enstrümanını son zamanlarda bir çok banka ciddi kar kapısı olarak görüyor. Aylık faizi kredi kartı nakit avans faizindan fazla olan bu krediler birçok müşteriye, risk oranına göre tanımlanıyor ve müşterinin vadesiz mevduat hesabına bağlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında bir tüketici nakit sıkıntısı yaşadığı bir dönemde, kredi kartını ATM'e yerleştirdikten sonra, gidip vadesiz mevduat hesabına bağlı KMH'tan kredi çekiyor. Halbuki kredi kartından nakit avans çekse daha az bir faiz ödeyecek. Ekranda ne bir uyarı çıkıyor, ne bir bilgi. Peki bu uygulama ne kadar adil? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Markaların paydaşlarına (tedarikçiler, çalışanlar, tüketiciler, toplum vs.) gösterdiği adalet seviyesi ile değeri arasında pozitif bir korelasyon olduğunu düşünüyor ve önümüzdeki yıllarda bu korelasyonun her geçen gün bire (1'e) daha fazla yaklaşacağını öngörüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilerseniz şimdi siz de, markanızın sağlığı için şirketinizin bütün süreçlerindeki adalet seviyesini bir düşünün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emin olun, kalıcı "marka başarısı" için bunu yapmanız gerekiyor. Merak etmeyin emekleriniz boşa gitmeyecek :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;* Bu adaletsiz ticaretten kendimi, durak taksilerine binerek kurtarmaya çalışıyorum. Tek seferlik ticaret yerine, uzun soluklu bir alışverişin olması durak taksilerinin kendilerine çeki düzen vermesini sağlıyor.&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-2993320381665865221?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/2993320381665865221/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2010/04/ne-kadar-adilsiniz.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/2993320381665865221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/2993320381665865221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2010/04/ne-kadar-adilsiniz.html' title='Ne Kadar Adilsiniz?'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S74-D9VjneI/AAAAAAAAASQ/a2LkgvDHzvc/s72-c/adalet.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-8276181312835650554</id><published>2010-03-27T07:46:00.001-07:00</published><updated>2010-03-27T11:45:06.160-07:00</updated><title type='text'>Ara Sıra Hayatın Muhasebesini Yapmak Gerekir!</title><content type='html'>Bir an durup baktım, 2,5 yıla yakın biz zaman olmuş bu blogu açalı. 2,5 yıl... Az zaman değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi zaman durup, yaşadıklarımızın muhasebesini yapmalıyız diye düşünüyorum. "Neler yaşadım? Nerelerde doğrularım, nelerde yanlışlarım vardı? Neler öğrendim bu süreçte?" Gerçekten bu ve buna benzer soruları kendimize zaman zaman sorarak ve samimi olarak cevaplandırarak iş ve özel hayatımızı daha yaşanır, mutlu kılacağımızı düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S640ytylylI/AAAAAAAAASA/xhf4mFYgwCo/s1600/d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnen+adam.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 156px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S640ytylylI/AAAAAAAAASA/xhf4mFYgwCo/s200/d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnen+adam.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5453354244682140242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2,5 yılda 30'a yakın yazı yazdım bloguma, 2 iş değiştirdim. Onlarca kitap, internet ve gazete üzerinden binlerce haber ve yazı okudum. Yüze yakın film izledim. Onlarca farklı insanla tanıştım. Daha önceden tanıdığım kimi insanlarla daha az konuşmaya veya hiç konuşmamaya başladım, kimileri ile dostluğumu ilerlettim... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2,5 yıl gerçekten az bir zaman değil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de hayatta yaşadığımız acılar ve mutluluklar bizi bu muhasebeyi yapmaya daha fazla itiyor ve bunun sonucunda yaşam merdiveninde hangi basamakta olduğumuzu daha net anlıyoruz. Bu arada merak etmeyin bu yazı (muhasebe) bir acının sonucu değil :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S641CMWcuJI/AAAAAAAAASI/2jp8Wyv4hMg/s1600/merdiven.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S641CMWcuJI/AAAAAAAAASI/2jp8Wyv4hMg/s200/merdiven.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5453354510583642258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen haftalarda &lt;a href="http://www.egitisim.com.tr/"&gt;Eğitişim Kariyer Enstitüsü&lt;/a&gt; adlı kurumdan, konuşma yapmam için bir teklif aldım. Teklifi olumlu karşılayıp, büyük bir keyifle, 20 kişilik bir katılımcı grubuna "360 Derece Pazarlama İletişimi" adlı bir eğitim verdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlerleyen günlerde, bir aksilik olmazsa, yine aynı kurum tarafından organize edilen &lt;a href="http://www.egitisim.com.tr/onlinegirisimcilikegitimi.php"&gt;Dijital Dünyanın Patronu Olmak&lt;/a&gt; adlı programda "E-Ticarette Pazarlama Planı ve Olmazsa Olmaz Araçları" konusunda konuşma yapacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu benim için yeni bir şeylerin başlangıcı... İş hayatında 5,5 yılını doldurmuş biri olarak, öğrendiklerimi, deneyimlerimi insanlara aktarmak hep hayal ettiğim, hedeflediğim bir şeydi ve artık yavaş yavaş bunu gerçekleştiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin diğer bir sevindirici tarafı da Eğitişim Kariyer Ensitütüsü yetkililerinin beni blogum sayesinde bulması. Bunu kendilerinden öğrenince, üzerine titrediğim bloguma ilgim daha da arttı. Demek ki emeklerimiz boşa gitmiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi dilerseniz siz de hayatınızın belirli bir zaman dilimini değerlendirmeye alın (1 yıl, 2 yıl vs) ve bu süreçte neler yaşadığınızı düşünün, hesabını yapın. (Hatta kimi duygularınızı burada paylaşabilirsiniz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emin olun, en kısa sürede bu yaptığınızın faydasını görecek ve hayatı daha fazla gülerek yaşacaksınız :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada unutmayın, "sevgililerin/dostların" ve "markaların" gülümseyerek yanında olan, kendilerine hizmet eden (markalar için yazdım :)) insanlara ihtiyacı var :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-8276181312835650554?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/8276181312835650554/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2010/03/ara-sra-hayatn-muhasebesini-yapmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/8276181312835650554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/8276181312835650554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2010/03/ara-sra-hayatn-muhasebesini-yapmak.html' title='Ara Sıra Hayatın Muhasebesini Yapmak Gerekir!'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S640ytylylI/AAAAAAAAASA/xhf4mFYgwCo/s72-c/d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnen+adam.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-6647447044107368992</id><published>2010-01-30T13:57:00.000-08:00</published><updated>2010-01-30T15:11:15.949-08:00</updated><title type='text'>Yaşanmış Hikayelerden Çıkan Pazarlama Dersleri III</title><content type='html'>Yazı dizimize kaldığımız yerden devam edelim... Bakalım çantamızdan neler çıkartacağız? :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Durum:&lt;/strong&gt; Geçen günlerde şirketin servisi ile Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçerken trafik sıkışıklığından dolayı uygun bir yerde servisten inerek metrobüse bindim... Gözüme hemen, uzun zamandır reklam mecrası olarak kullanılan bus handle'lar çarptı. Bir fiyat karşılaştırma sitesinin reklamı vardı.  O anlaşılıyordu ancak reklamdaki diğer cümleler neredeyse okunmuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S2Stc1wA7pI/AAAAAAAAARA/62MLC6ac_hQ/s1600-h/bus.handle.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 136px; height: 147px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S2Stc1wA7pI/AAAAAAAAARA/62MLC6ac_hQ/s200/bus.handle.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5432657761492070034" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yorum:&lt;/strong&gt; Sevgili marka müdürleri, marka müdür yardımcıları lütfen her türlü reklam çalışmasında (outdoor, indoor vb.) gerçek dünyayı simüle ederek tasarım onayları verin. Diğer türlü, emin olun paranızın bir bölümünün boşa gitme ihtimali yüksek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Durum: &lt;/strong&gt; Bildiğiniz gibi geçen günlerde İstanbul'da yoğun kar yağışı vardı. İki üç gün televizyon izlerken sıkıntı yaşadım. Kanallar doğru düzgün çıkmıyor, yayın kesiliyordu. Digiturk'un abonesi olarak web sitelerine girdim, baktım hiç bir açıklama yok. Bana haftada en az bir e-mail gönderen Digiturk'ten  yaşadığım bu sıkıntının nedenine yönelik  hiç bir bilgilendirme e-maili de almamıştım. Digiturk çağrı merkezini arayarak yaşadığım problemlerin nedenini öğrendim. Tahmin ettiğim gibi; kar yağışı sebep. Şaşırtıcı değildi. Şaşırtıcı olan Digiturk gibi bir kurumun iki üç gün devam eden ve milyonlarca insanı etkileyen bir sıkıntıya yönelik hiç bir duyuru yapmamasıydı. Çok mu zor; bir sms, e-mail yollamak, web sitesine konuya yönelik bir bilgilendirme notu düşmek? Hatta bir adım öteye geçiyorum. Ben bu süre zarfında Digiturk'e para ödüyorsam, onlar da bana eksik hizmet sunuyorlarda, karşılığında bir jest yapabilirler. Örneğin, iki gün paketimi bir üst kategoriye yükseltmeleri beni çok mutlu edebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yorum: &lt;/strong&gt; Müşterilerinizle bilgi paylaşın, bir sıkıntıyı saklamayın, gizlemeyin, iletişim kanallarınızın bir varlık nedeni de bu değil mi? Problem sonrası mutsuzluklarını unutturmak için de onlara ufak jestler yapın. Unutmayın artık onlar mutsuzluklarını ve sevinçlerini her yerden ifade edebiliyorlar. Sosyal medya sağ olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S2S5PM5qUII/AAAAAAAAAR4/BD_f7rO_His/s1600-h/digiturk,+facebook.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 118px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S2S5PM5qUII/AAAAAAAAAR4/BD_f7rO_His/s200/digiturk,+facebook.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5432670721327911042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çantamda biriktiridiğim bir kaç önemli konu var, ama onları başka bir yazıya bırakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-6647447044107368992?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/6647447044107368992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2010/01/yasanms-hikayelerden-ckan-pazarlama.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6647447044107368992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6647447044107368992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2010/01/yasanms-hikayelerden-ckan-pazarlama.html' title='Yaşanmış Hikayelerden Çıkan Pazarlama Dersleri III'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/S2Stc1wA7pI/AAAAAAAAARA/62MLC6ac_hQ/s72-c/bus.handle.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-4640736617392606556</id><published>2009-12-20T09:55:00.000-08:00</published><updated>2009-12-27T10:14:58.689-08:00</updated><title type='text'>Yaşanmış Hikayelerden Çıkan Pazarlama Dersleri, II</title><content type='html'>Ankara'daki kafeteryadan uzaklaşıp farklı deneyimlerimden çıkan derslerle yazı dizimize devam edelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen günlerde Etiler'de bir gece klübüne gittim. Organizasyonu düzenleyen Radyo Boğaziçi'ydi. Katılımcıların büyük bir kısmı Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi ve mezunlarıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SzdzBpTRFII/AAAAAAAAAQo/tX5l7uTSF2o/s1600-h/parti.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 133px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SzdzBpTRFII/AAAAAAAAAQo/tX5l7uTSF2o/s200/parti.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419927148667409538" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- Durum:&lt;/strong&gt; Partinin duyuru e-postasında giriş ücretinin bir içki dahil 25 TL olduğu ve biranın 10 TL olduğu belirtiliyordu. Fiyat duyarlı (price sensitive) öğrenci kitlesini düşündüğüm zaman oldukça yerinde bir uygulama, aksi halde partiye yüksek katılım sağlanamayabilirdi. Buraya kadar bir sıkıntı yok. Peki kış gününde doğal olarak partiye montları ile gelen katılımcılardan çıkışta vestiyer ücreti olarak sizce ne kadarlık bir ücret talep ediliyordu? Elbise başına 15 TL. Askı başına değil, elbise başına 15 TL'lik bir ücretten söz ediyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- Yorum: &lt;/strong&gt;Müşterilerinizle aşk yaşayın, sevişin ama sakın onlara "tecavüz" etmeye kalkmayın. Onlara sunduğunuz bir ürün veya hizmetle ilgili tüm detayları verin. Onları kandırmaya çalışmayın. Unutmayın onlar sizin sevgiliniz, aşk yaşamaya çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukardaki örneğin bir benzeri daha geçen aylara kadar bankacılık sektöründe de yaşanıyordu. Bankalar, yaptıkları iletişimde tüketicilerine sundukları kredilerin faiz oranlarını düşük tutabilmek için dosya ücreti altında yüklü para alıyorlardı ve reklamlarda bu bilgiye yer vermiyorlardı. Örnek vermek gerekirse, bir bankadan 3,000 TL'lik bir tüketici kredisi alırken dosya ücreti 300 TL ise, zaten daha en başta banka sizden verdiği kredinin %10'unu kesmiş oluyor. Bu da aslında kredi faizinin bir parçası. Yapılan düzenlemelerle bu alandaki kimi belirsizlikler ortadan kaldırıldı ve bankaların yaptığı iletişim çalışmalarında, bu bilgileri de vermeleri zorunlu tutuldu. Devlet, ana fonksiyonunu yerine getirerek vatandaşını "istenmeyen olaydan" korudu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir örnek ile devam edelim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- Durum:&lt;/strong&gt; Bu Cuma günü ofiste cüzdanımı unuttuğum için ne olur olmaz diye kredi kartlarımı dondurmaya karar verdim. HSBC Advantage ve DenizBank Bonus kredi kartlarımı kolaylıkla dondurdum. Hiç bir sorun olmadı. Ancak iş, dondurulan kartların açtırılmasına gelince HSBC tarafında sorun yaşadım. Kartımı açtırmak için benden telefon bankacılığı şifrem isteniyordu. Aylardır telefon bankacılığı işlemi gerçekleştirmediğim için bu şifremi hatırlamıyordum. Şu an kartımın blokesi devam ediyor... Belki az sonra bir deneme daha yaparak kartımı açtıracağım. Diğer bir opsiyon da şubeye gitmek, ancak bu seçeneği tüm gün çalıştığım için devre dışı bırakıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/Szd328yttPI/AAAAAAAAAQ4/gSjmhIf_0no/s1600-h/%C5%9Fifre.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/Szd328yttPI/AAAAAAAAAQ4/gSjmhIf_0no/s200/%C5%9Fifre.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419932462479160562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- Yorum: &lt;/strong&gt; Tüketicilerinizi yormayın. Sistemleri sadeleştirin. Şu an insanların kaç tane şifreyi akıllarında tutmak zorunda olduklarını biliyor musunuz? Yahoo şifresi, facebook şifresi, twitter şifresi, gittigidiyor.com şifresi, en az iki adet kredi kartı atm şifresi, bilgisayar şifresi ...vs. O yüzden bu örnek üzerinden konuşacak olursam HSBC'ye önerim, telefon bankacılığı şifresini ortadan kaldırmaları. Bırakın kart sahipleri ATM şifrelerini girerek işlemlerini yapsınlar. Ek güvenlik istiyorsanız özel üç,dört soru sorun. Daha da güvenlik istiyorsanız; kişinin cep telefonuna anlık şifre gönderin, telefonda bunu tuşlasın kişi... Daha ne önereyim sizin gibi saygın bankacılık kurumuna?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı dizisinin devamı 2010 yılında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiden hepinizi iyi yıllar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-4640736617392606556?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/4640736617392606556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/12/yasanms-hikayelerden-ckan-pazarlama.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/4640736617392606556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/4640736617392606556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/12/yasanms-hikayelerden-ckan-pazarlama.html' title='Yaşanmış Hikayelerden Çıkan Pazarlama Dersleri, II'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SzdzBpTRFII/AAAAAAAAAQo/tX5l7uTSF2o/s72-c/parti.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-8849670625564564444</id><published>2009-11-27T08:21:00.001-08:00</published><updated>2009-12-27T07:27:30.447-08:00</updated><title type='text'>Yaşanmış Hikayelerden Çıkan Pazarlama Dersleri, I</title><content type='html'>Bundan yaklaşık bir ay önce Ankara'da bir arkadaşımı cafede iki saate yakın bekledim. Bu iki saat esnasında sipariş verdim, internete bağlandım, lavaboyu kullandım, ister istemez başkalarının konuşmalarına kulak misafiri oldum, farklı müşterileri gözlemledim... vs. En sonunda arkadaşımla buluştuktan belli bir süre sonra da cafeden ayrıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu mekandan çıktıktan sonra bir yazı dizisi yazmaya karar verdim. Yazı dizisinin başlığı da "&lt;strong&gt;Yaşanmış Hikayelerden Çıkan Pazarlama Dersleri&lt;/strong&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz meraklı pazarlamacılar ister istemez girdiğimiz her ortamı gözlemliyoruz. Doğruları ve yanlışları kendi bakış açımızla hızlıca süzüyoruz. İşte bu yazı dizisi bu gözlemlerin bir sonucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim Ankara'da, Beşevler'de yer alan cafedeki gözlemlerime. Yanlışlar ve doğrular nelerdi? Önerilerim neler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="WIDTH: 200px; HEIGHT: 136px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408844171350587378" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SxATHdbLN_I/AAAAAAAAAP4/4dCptPTnjPQ/s200/cafe.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;strong&gt;Durum&lt;/strong&gt;: Cafeye girer girmez daha oturmadan, kablosuz internet bağlantısı olup olmadığını sordum. Vardı.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;- &lt;strong&gt;Yorum:&lt;/strong&gt; Bu çağda kablosuz internet servisinin olmadığı bir işletme olmamalı diye düşünüyorum. Sizin işletmenizde yoksa yok mu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- &lt;strong&gt;Durum:&lt;/strong&gt; Oturur oturmaz netbookumu açtım. Doğal olarak, 17 yaşlarında olan garsona kablosuz ağın ismini ve şifresini sordum. Kablosuz ağın ismini sordum çünkü çevrede çok sayıda kablosuz ağ vardı. Ağın isminin WTX77 ve şifresinin de Kartal1903 olduğunu öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- &lt;strong&gt;Yorum:&lt;/strong&gt; Kablosuz ağınızın ismi işletmenizin ismi olsun. Hem böylece insanlar boş yere ağın ismini size sormazlar, hem de çevrede kablosuz internet erişimi olanlar, sizin markanızla yüz yüze gelir. Kablosuz ağınızın şifresi insanları rahatsız edebilecek bir şifre olmasın. Belki ben fanatik bir Galatasaraylıyım ve Beşiktaş'tan nefret ediyorum... Diğer taraftan çevredeki insanların tahmin edemeyeceği bir şifre olsun. Telefon numaranızı, markanızın adını şifre yapmayın derim. Biraz yaratıcı olabilirsiniz. Mojitosu meşhur bir bar işletmeniz varsa, şifreniz "mojitomuzu denediniz mi" olabilir. O dönemde ön plana çıkarmak istediğiniz bir ürününüzü de şifre olarak kullanabilirsiniz. "Fındıklı irmik helvası" nasıl? :)&lt;/p&gt;-&lt;strong&gt;Durum:&lt;/strong&gt; Genç garson işine karşı çok isteksizdi. Doğal olarak müşterilerin taleplerine çok ağır cevap veriyor, hatta kimi durumlarda kendisine ikinci kez hatırlatma yapılmasına yol açıyordu. "Soğuk içeceği acil istiyorum" diyen bir müşterinin çok susamış olduğunu anlayıp yemeği beklemeden müşteriye servis yapması gerekmez miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Yorumum:&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;"&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://360derecehayat.blogspot.com/2009/07/fethiyede-bir-otel-starbucks-ve-oprah.html"&gt;&lt;strong&gt;Fethiye'de Bir Otel, Starbucks ve Oprah Winfrey&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;"&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;"&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://360derecehayat.blogspot.com/2008/05/gznde-ik-olan-alanlar-ve-tketici.html"&gt;&lt;strong&gt;Gözünde Işık Olan Çalışanlar ve Tüketici Memnuniyeti&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;"&lt;/strong&gt; adlı yazılarım aklıma geldi birden. Sevgili işletmeci görmüyor musun? Çalışanın işini sevmiyor. Ya onu motive edeceksin ya da istekli çalışanlar bulacaksın. Hatanın çoğu sende ise, merak etme ilerleyen günlerde dükkanı ister istemez kapatacaksın.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;-Durum:&lt;/strong&gt; İlerleyen dakikalarda netbookun şarjı azaldı. Hava güzeldi ve içeri girmek istemiyordum. Dışarda bahçe duvarının iç taraflarında çok sayıda priz olduğunu gördüm. Şanslıydım. Ancak bunları şu an kullanamayacağımı öğrendim çünkü prizlerde elektrik yokmuş. Nedeni ise bahçe aydınlatmasıyla prizlerin elektriğinin aynı kablodan gitmesiymiş. Yani prizlere elektrik giderse bahçedeki lambalar da yanacaktı gündüz gözü... Ben de istemeye istemeye içeri girdim.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;- Yorumum:&lt;/strong&gt; Tüm işletmeler mekanlarınızdaki priz sayısını acilen arttırın derim. İnsanlar artık laptop, netbook, cep telefonu, cep bilgisayarı kullanıyor. Onlara kablosuz internet sunmasanız bile artık her yerden internete erişebiliyorlar ve kullanılan bu cihazların elektriğe ihtiyacı var. Müşterinizi mutlu etmek için samimi olmayan gösteriler yapacağınıza onun temel ihtiyaçlarına cevap verin. Ona elektrik sunun, pozitif ve negatif yüklü olsun :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayata hep pozitif bakmanız dileği ile...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yazı dizisinin devamı önümüzdeki günlerde.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Not: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; Lütfen siz de yaşadığınız deneyimleri bana iletmekten çekinmeyin. Yazı dizisinin devamında gönderdiğiniz örneklere yer verebilirim. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-8849670625564564444?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/8849670625564564444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/11/yasanms-hikayelerden-ckan-pazarlama.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/8849670625564564444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/8849670625564564444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/11/yasanms-hikayelerden-ckan-pazarlama.html' title='Yaşanmış Hikayelerden Çıkan Pazarlama Dersleri, I'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SxATHdbLN_I/AAAAAAAAAP4/4dCptPTnjPQ/s72-c/cafe.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-2337263243954328033</id><published>2009-10-25T03:55:00.001-07:00</published><updated>2009-10-25T03:59:49.400-07:00</updated><title type='text'>360 Derece Pazarlama İletişimi Yapmıyorsan...</title><content type='html'>Bir marka müşterilerine çok değişik noktalarda dokunabilir. Bu markanın stratejileri ve iletişimi için çalışanlar durumun farkında olsa da olmasa da aslında bütün bu dokunma noktaları birer iletişim alanlarıdır. Değerli bir marka yaratmak  veya zaten değerli olan markayı korumak için bu ‘dokunma noktalarının’ iyi yönetmek şarttır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsterseniz farklı sektörlerden örnekler vererek konuyu biraz daha açıklığa kavuşturalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızlı tüketim ürünleri (Fast Moving Consumer Goods) sektöründe faaliyet gösteren ve portföyünde çeşitli markaları barındıran bir şirketin, bütün günlerini sahada çalışarak geçiren merchandiser ekibi de o markaların birer temsilcisidir. Birer iletişim noktalarıdır... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha dün İçerenköy’de, ünlü bir markette kozmetik reyonunda bir merchandiser ile karşılaştım. Kendisi bir markanın tişörtünü giyiyordu ve o markanın ürünlerini rafta düzenliyordu. Rafını düzelttiği markanın ürünleri ile arasında bir tezat vardı, kendisi oldukça bakımsızdı. Bir tüketici olarak olumsuz etkilenmiştim, hatta biraz da üzülmüştüm. Burada hayatını sahada çalışarak kazanan arkadaşımızı suçlu bulmuyorum. Asıl suçlu olan kendisine gerekli değeri vermediği belli olan şirketindedir diye düşünüyorum. Kaybeden kim? Tabii ki marka... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızlı tüketim ürünleri sektöründe işler hizmet sektörüne göre biraz daha kolaydır. Hizmet sektöründe ürünün tüketildiği yer de hizmetin bir parçası olduğu için tüketiciye dokunan daha fazla unsur vardır ve bu da işleri zorlaştırmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SuQvgdFwFUI/AAAAAAAAAPw/05M7PHmOdik/s1600-h/banka.%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fan%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 149px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SuQvgdFwFUI/AAAAAAAAAPw/05M7PHmOdik/s200/banka.%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fan%C4%B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396490488107767106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankacılık sektörü bu çerçevede güzel bir örnek olabilir. Farz edelim bir banka, markası için çok ciddi yatırım yaparak bir relansman kampanyası gerçekleştirsin. Markanın değişen değerlerini ortaya net koyabilmek için ciddi prodüksiyon bütçeleri harcasın, reklamda oynattığı oyunculara ciddi paralar ödesin. Tabii buna ek olarak medyada rakiplere oranla harcama payını (Share of Spending) arttırsın... Buraya kadar her şey güzel değil mi? Peki tüketiciye dokunan diğer noktalar? Şubelerin dekorasyonları, kokusu, burada yer alan posterler, tüketiciye her geçen gün daha fazla dokunan alternatif dağıtım kanalları (internet sitesi, ATM’ler, çağrı merkezleri vs), basılı materyaller (ekstre, zarf, kart, sözleşme vs) ve her şeyden de önce çalışanlar ‘markanın yeni ruhunu, değerlerini’ yansıtabiliyor mu? İşte buna evet deniyorsa, işin içinde büyük bir emek, işbirliği içinde ‘markayı’ yukarı kaldırmak için farklı birimlerde günlerini harcamış insanlar ve hepsinin de üstünde bir ‘vizyon’ var demektir. Tabii bu iş bu kadar kolay değildir. Yukarıda da belirttiğim gibi hizmet sektöründe işler daha zordur. Bu soruya evet demek herkesin harcı değildir... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu örneklerin ışığında sonuç olarak şunları söyleyebilirim, tüketiciye dokunan her nokta iletişim noktasıdır. Bir ‘marka değeri’ yaratmak isteniyorsa bu noktaların iyi tanımlanması, yönetilmesi ve her işte olduğu gibi her şeyden önce ise ‘vizyona’ sahip olmak gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi biraz düşünme zamanı... Markanız tüketicilere nerelerde dokunuyor ve siz bu noktaların ne kadarını nasıl yönetiyorsunuz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-2337263243954328033?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/2337263243954328033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/10/360-derece-pazarlama-iletisimi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/2337263243954328033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/2337263243954328033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/10/360-derece-pazarlama-iletisimi.html' title='360 Derece Pazarlama İletişimi Yapmıyorsan...'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SuQvgdFwFUI/AAAAAAAAAPw/05M7PHmOdik/s72-c/banka.%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fan%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-6324216125680880653</id><published>2009-09-19T06:45:00.000-07:00</published><updated>2009-11-27T10:50:13.140-08:00</updated><title type='text'>Pi Filmi, Archimedes ve Farklılıkları Gören Pazarlamacılar</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sol Robeson&lt;/strong&gt;- Archimedes’i tanıyor musun?... Syracuse’lü Archimedes’i tanıyor musun? Kral aldığı hediyenin gerçekten saf altın olup olmadığını Archimedes’in bulmasını istemişti. O zamanlar çözülemeyen bir problem. Haftalarca büyük Yunanlı matematikçiye işkence etti. Archimedes uyuyamama hastalığına (insomnia) yakalandı ve geceler boyunca yatağında dönüp durdu. Sonunda onun kadar bitkin durumdaki karısı, dehayı yatağını paylaşmaya zorladı ve onu banyo yapması ve rahatlaması konusunda ikna etti. Archimedes küvete girerken suyun yükseldiğini farketti. Yerinden çıkarma, hacmi belirlemenin yolu ve bu sayede yoğunluğu da belirlemenin yolu. Ağırlığın üzerinden hacim...Ve Archimedes sorunu çözdü. “Eureka!” diye bağırdı, sevinçten kendini kaybetmişti. Bu buluşunu söylemek için sokaklarda çıplak bir halde kralın sarayına doğru koştu. Şimdi hikayenin anafikri nedir?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Max Cohen&lt;/strong&gt;- Bildiğin yolda git.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sol Robeson&lt;/strong&gt;- Yanlış! Hikayedeki önemli nokta karısı. Karını dinle sana perspektif sağlayacaktır. Anlamı, ara vermen gerek. Banyo yapmalısın, yoksa bir yere varamayacaksın. Düzen olmayacak, sadece kaos. Evine git Max ve banyo yap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni etkileyen yukarıdaki diyaloğu Darren Aronofsky tarafından yönetilen, 1998 yapımı Pi filminden alıntıladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir pazarlamacı olarak her zaman farklı bakış açılarının önemine inanıyorum. Başarılı işlerin farklı perspektifleri önemseyen ve görenler tarafından ortaya konulabileceğini düşünüyorum. İşte bu yüzden Pi’de anlatılan Archimedes’in öyküsünü beğendim. Yaptığımız işlerdeki iş kalitesini, yaratıcılığı arttırmak; planlarımızı hayata geçirmek için diğerlerinin bakış açılarını öğrenme ihtiyacı hissediyoruz. Araştırma şirketleri aracılığı ile gerçekleştirilen tüketici ev ziyaretleri bunun bir örneği değil mi? “Acaba gerçekten de tüketiciler evlerinde bizim ürünlerimizi mi yoksa rakibin ürünlerini mi kullanıyor? Kullanım ritüelleri nedir? Hedef kitlemiz nasıl bir ortamda yaşıyor? Bizim markamız dışında, hangi markaları evlerinde kullanıyor?” gibi sorulara onların bakış açılarını özel alanlarında görerek cevap bulmuyor muyuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SrThU8stFBI/AAAAAAAAAPo/g6Y-nwYwa1U/s1600-h/g%C3%B6z.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 200px; HEIGHT: 135px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383175204621849618" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SrThU8stFBI/AAAAAAAAAPo/g6Y-nwYwa1U/s200/g%C3%B6z.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da www.springwise.com , www.trendwatching.com gibi sitelerden aldığımız bültenlerle, raporlarla dünyadaki farklı trendleri, farklı iş yapış şekilerini okuyarak bakış açımızı geliştirmiyor muyuz? Yaptığımız, daha fazla ilham almaya çalışmak, görmek ve gördüklerimizi daha iyi analiz etmek için değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduğumuz bir tarih kitabı, lüks yaşam dergisi, takip ettiğimiz bir blog bizim bakış açımızı zenginleştirmiyor mu? Gittiğimiz farklı restoranlar, barlar, tatil yöreleri, farklı coğrafyalar, tanıştığımız yeni insanlar bizi daha farklı kılmıyor mu? Perspektifimizi genişletmiyor mu? Kesinlikle genişletiyor. Bizi başka biri yapıyor ve karşılaştığımız sorunların çözümü konusunda bize yardımcı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman neden daha fazla bakış açımızı genişletmeyelim? Ya da şirketimiz için çalışan insanların bakış açılarını arttırmalarına yardımcı olmayalım. Yatırım yapmaktan, para harcamaktan kaçınmamak gerek. Emin olun geri dönüşü çok hızlı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi biraz düşünme zamanı... Neler yaparak bakış açılarımızı arttırabiliriz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-6324216125680880653?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/6324216125680880653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/09/pi-filmi-archimedes-ve-farkllklar-goren.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6324216125680880653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6324216125680880653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/09/pi-filmi-archimedes-ve-farkllklar-goren.html' title='Pi Filmi, Archimedes ve Farklılıkları Gören Pazarlamacılar'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SrThU8stFBI/AAAAAAAAAPo/g6Y-nwYwa1U/s72-c/g%C3%B6z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-7232712642316883254</id><published>2009-08-16T04:44:00.000-07:00</published><updated>2009-08-16T04:58:22.618-07:00</updated><title type='text'>Gerilla Pazarlamanın Tam Zamanı Değil Mi?</title><content type='html'>Gerilla savaşı küçük ve gizli birliklerin düzenli bir orduya karşı yürüttükleri yıpratma savaşı taktiği, zayıf kuvvetlerin güçlüye karşı uyguladığı direniş savaşının unsurudur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu askeri terimden hareket eden Jay Conrad Levinson “Gerilla Pazarlama” (Guerilla Marketing) kavramını aynı isimli kitabında 1984 yılında ilk ortaya atan kişi oldu. Ve bundan sonra bu terim büyük pazarlama bütçelerine kıyasla kısıtlı kaynaklarla; zeka dolu, sıradışı ve farklı iletişim çözümleri ile beklenenden fazla hedef kitleye ulaşmayı ifade etmek için kullanılmaya başlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuş yemi satan bir firmada pazarlama yöneticisi olduğumuzu varsayalım. Medya ajansımız vasıtası ile kiraladığımız bir outdoor reklam alanı gayet normal bir medya satınalması ve sadece kısıtlı bir kitleye ulaşabileceğimiz mecrayken, yaratıcı ajansımızdan gelen bir fikir ile bu sınırlı alan bir anda geniş kitlelerin markamızı tanımasına fırsat veren bir alana dönüşebilir. O fikir, kuş yemi kutusunun üzerine gerçek bir yemlik koyarak kuşları çekmektir. Böylece insanlar bu reklama daha fazla dikkat edecek, şaşıracak, gülecek, arkadaşlarına anlatacak ve reklamın fotoğrafını çekerek tanıdıkları ile paylaşacaktır. İşte bu bir gerilla pazarlamadır. İçinde zekayı, sıradışılığı ve farklılığı barındırmaktadır. Onu bu kategoriye sokan ise az bütçe ile büyük etki yaratmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SofzgkNJmDI/AAAAAAAAAPY/hd6CvYhW-b0/s1600-h/friskies.menu.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 166px; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370528821462800434" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SofzgkNJmDI/AAAAAAAAAPY/hd6CvYhW-b0/s200/friskies.menu.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da erkeklere hitap eden bir deodarant markasının marka müdürü olduğumuzu düşünelim. Markamızın temel iletişim stratejisi ürünlerimizi kullanan erkeklerin kadınlar tarafından daha fazla beğenilmesi ve arzulanması olsun. Ve bir gün bir çalışanımız veya ajansımız yaratıcı bir fikirle geliyor. Binalarda bulunan acil durum çıkışını sembolize eden görsellerin yanına konulan ek bir pano ile ortaya çıkan görüntü ve daha sonra bunu gören insanların bu fikri konuşması, paylaşmasıyla ortaya çıkan; medya değeri binlerce doları bulan bir iletişim çalışması. Yine az bütçe, yine büyük etki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SofzyQ8mdOI/AAAAAAAAAPg/p3LPp2P2hc0/s1600-h/axe.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 189px; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370529125530760418" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SofzyQ8mdOI/AAAAAAAAAPg/p3LPp2P2hc0/s200/axe.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da bırakalım bir takım markaları veya büyük firmaları, piyasaya yeni girmiş bir avukat olduğumuzu düşünelim. Bir gün başlarına bir şey geldiğinde bizleri aramalarını umarak bastırdığımız kartviziti eşe dosta dağıtıyoruz. Belki de bizim o büyük umutlarla verdiğimiz kartvizitler bir hafta içinde kayboluyor veya bir kenara atılıyor. Peki bu kartvizitin arkasına yıllık bir takvim bastırsak nasıl olur? İnsanlar bizim kartvizitimizi aynı zamanda takvim olarak da kullansa ne kaybederiz? Bence çok şey kazanırız. Böylece daha fazla gözlerinin önünde olmaz mıyız? Yine bir gerilla pazarlama örneği. İyi fikir, az bütçe, kendi çapında büyük etki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişen teknoloji ile birlikte gerilla pazarlama fırsatlarının daha da arttığını düşünüyorum çünkü parlak iletişim fikrinden doğan çalışmaları insanlarla paylaşmak için bilgisayarının başında oturan milyonlar var. Ellerindeki gelişmiş telefonlarla çektikleri video ve fotoğrafları anında paylaşım sitelerine gönderen milyonlar neden bizim markamıza hizmet etmesin? Yeter ki onlara marka değerimizi destekleyen parlak fikirlerle gidelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi biraz parlak fikirler için düşünme zamanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Not:&lt;/strong&gt; Bu yazıyı yazarken yanından ayrılmak zorunda kaldığım Pınar'a armağan ediyorum :)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-7232712642316883254?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/7232712642316883254/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/08/gerilla-pazarlamann-tam-zaman-degil-mi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/7232712642316883254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/7232712642316883254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/08/gerilla-pazarlamann-tam-zaman-degil-mi.html' title='Gerilla Pazarlamanın Tam Zamanı Değil Mi?'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SofzgkNJmDI/AAAAAAAAAPY/hd6CvYhW-b0/s72-c/friskies.menu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-2032266095172397869</id><published>2009-07-27T12:17:00.000-07:00</published><updated>2009-07-27T12:32:57.648-07:00</updated><title type='text'>Fethiye’de Bir Otel, Starbucks ve Oprah Winfrey</title><content type='html'>Hizmet sektörü pazarlamasında müşteriler ile direkt temas kuran kişileri ifade etmek için kullanılan İngilizce terimlerden bir tanesi de frontline workers’dır. Bu ifadeyi Türkçe’ye cephedeki çalışanlar olarak çevirmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cephedeki çalışanlar bir şirketin marka değerine ve iş başarısına çok ciddi katkılar sağlayabilecekleri gibi diğer taraftan ciddi zararlar da verebilirler. Tabi bu durumun sorumlusu cepheyi yöneten komutanlar, yani üst düzey yöneticilerden başkası değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar nereden mi aklıma geldi?&lt;br /&gt;Tatilde Fethiye’de bir oteldeydim. Orada tanıştığım arkadaşlarımdan öğrendiğime göre otel çalışanları tabildottan yemek yiyordu. Anormal bir durum değil, açıkbüfeden yiyecek değiller ya. Ancak açıkbüfede bulunan kimi yemeklerin dahi tabildotlarında yer almadığını öğrendiğimde üzülmüştüm. Benim gibi bu duruma üzülen arkadaşlarım ise fazladan tabaklarla yemekler alarak , hiç dokunmadan garsonlara iletiyordu. Aldığım bilgiye göre garsonlar da iş bitiminde patrona çaktırmadan topluca bir güzel bu yemekleri yiyordu.&lt;br /&gt;İşte üst düzey yöneticilerin yanlış yönetimine bir örnek. Cephe çalışanlarının bu kadar önemli olduğu turizm sektöründe onların müşteri gözünde zor duruma düşmeleri günün sonunda şirkete, bu örnekte otele, zarar vermektedir. Ayrıca çalışanların kendilerine az değer verildiğini hissetmesinden dolayı performanslarının olumsuz etkilenmesi de işin diğer bir yönü. Durumun sağlıklı bir finansal değerlendirmesi yapılsa, gizli maliyetleri de hesaba katınca aslında tasaruf ettiğini düşünen otel yönetimi işin farklı olduğunu anlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında burada söz konusu olan, sorgulanan bir zihniyet, iş yapış şekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hizmet sektöründe müşterisi olduğum Starbucks’u gözlerimin önüne getiriyorum. Sempatik, enerjik ve gözlerinin içi gülen çalışanlar hatırladıklarım. Bunu bana ve benim gibi diğer tüketicilere, sürekli olarak, bütün şubelerinde sunmaları ise bir başarı. Eminim orada çalışan arkadaşlarımız büyük paralar almıyorlardır ama onları çalıştıkları kurumda eğiten ve motive eden bir yapı var ki, kendilerini mutlu görüyorum. Mutlulukları bana da yansıyor, sadece kahve satınalmakla kalmıyorum... Zaten benim gibi binlerce insan da bunu yapmıyor mu? Ve biraz da bu yüzden Starbucks Türkiye’de, yedi yıl gibi kısa bir sürede 100’den fazla şube¹ sayısına ulaşmadı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/Sm3-QpuRb8I/AAAAAAAAAPI/wgsV20l1AFc/s1600-h/Starbucks+%C3%87al%C4%B1%C5%9Fan%C4%B1.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363222293299425218" style="WIDTH: 167px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/Sm3-QpuRb8I/AAAAAAAAAPI/wgsV20l1AFc/s200/Starbucks+%C3%87al%C4%B1%C5%9Fan%C4%B1.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse komutanlardan cephedeki çalışanlar için Oprah Winfrey gibi bir cömertlik beklemiyor ama başarılı örneklerden de alınması gereken dersleri, bu rekabetçi dünyada kimsenin görmezlikten gelmemesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;strong&gt;Kaynaklar:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;¹ http://www.starbucks.com.tr&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-2032266095172397869?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/2032266095172397869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/07/fethiyede-bir-otel-starbucks-ve-oprah.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/2032266095172397869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/2032266095172397869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/07/fethiyede-bir-otel-starbucks-ve-oprah.html' title='Fethiye’de Bir Otel, Starbucks ve Oprah Winfrey'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/Sm3-QpuRb8I/AAAAAAAAAPI/wgsV20l1AFc/s72-c/Starbucks+%C3%87al%C4%B1%C5%9Fan%C4%B1.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-3429001806783169459</id><published>2009-07-21T11:35:00.000-07:00</published><updated>2009-07-21T11:55:53.545-07:00</updated><title type='text'>Kişiselleştirme</title><content type='html'>Geçen günlerde yeni satın aldığım bulaşık makinesini bayi sorunsuz bir şekilde eve teslim etti. Yapmam gereken ise, yetkili servisi arayıp uygun bir zamanda bulaşık makinesini ücretsiz olarak bağlatmaktı. Yalnız yaşayan ve hafta içi çalışan biri olarak, servisin Cumartesi günü de çalışıyor olmasına sevinmiştim, ancak o hafta sonu işim vardı. Servis ise hafta içi saat 09.00 ile 18.30 arasında çalışıyordu. İstanbul şartlarında eve 18.30’da gelmem için; ya bir saat izin almam gerekecek ya da bir sonraki hafta sonunu bekleyecektim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığım bu olay sonrası düşünmeye başladım “Çok mu zor sabah 08.00’de veya akşam 19.30’da eve servisin gelmesi?” Bence hiç de zor değil. İlgili servisin iki ekibinin olduğunu varsayarak (ki vardır, çünkü İstanbul’un en kalabalık ilçelerinden birinde hizmet veriyor) hemen bir çözüm buldum; “Niye bir ekip saat 8.00 ile 17:30; diğer ekip 10:00 ile 19:30 arası çalışmıyor?” Aldığım bulaşık makinesinde onlarca kişiselleştirme fonksiyonu (az bulaşık, kirli bulaşık, az kirli bulaşık, tencerelere özel vs...) varken neden bu markanın servisi bu kadar basit bir kişiselleştirme hizmetini sunmuyor bana? Firma açısından baktığım zaman böyle bir hizmetin kendilerine ek bir maliyeti olacağını da düşünmüyorum. Tek bir servis ekibinin olması durumunda bile çözüm bulmak yine kolay. Haftanın belli günü servis ekibin 8:00-17:30, diğer bir günü 10:00-19:30 arasında çalışması ile tüketiciye ek bir değer sunulamaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SmYNsdPsDmI/AAAAAAAAAPA/erXckJRQABc/s1600-h/%C3%BCt%C3%BC.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5360987463846989410" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SmYNsdPsDmI/AAAAAAAAAPA/erXckJRQABc/s200/%C3%BCt%C3%BC.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Çok Fonksiyonlu Ütü&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Pazarlama dünyasında çok kullanılan terimlerden bir tanesi de kişiselleştirme (customization). Birçok firma değişik yaklaşımlarla bize özgü ürün/ hizmetleri sunmuyorlar mı? James H. Gilmore ve B. Joseph Pine II, Kitlesel Kişiselleştirmenin Dört Yüzü ( The Four Faces of Mass Customization) adlı makalede¹ konuyu oldukça net bir şekilde kategorize etmektedir. Uyan Kişiselleştirme’de, (Adaptive Customization) firma; ne ürünün ne de ürünün sunumunda bir değişiklik yapmaktadır. İş tamamen biz tüketicilere bırakılmaktadır. Örnek vermek gerekirse, herkes evine aynısından binlerce adet üretilen ütüden satın almakta ancak ürünün içine yerleştirilen fonksiyonlarla kullanım esnasında ihtiyaç duyulan seçenek ayarlanabilmekte. Işık seviyesini düzenleyebildiğimiz aydınlatmalar, çamaşır makineleri vs. ilk aklıma gelen örnekler. Ortak Kişiselleştirme’de ( Collaborative Customization) ise ürünün/ hizmetin yaratılma süreci, firma ile tüketicinin birlikte yürüttüğü çaba ile gerçekleşir. Evimize özel yaptıracağınız mobilya takımı için gittiğimiz mobilyacıyı aklımıza getirelim. Alternatif ahşap seçimleri, kumaş ve renk alternatileri arasında yaşadığımız gelgitler ve en sonunda yapılan tercihler sonrası, bize özel olduğunu hissettiğimiz bir ürünün ortaya çıkması. Makalede verilen örnek ise dünyaca ünlü Japon optik perakendecisi Paris Miki². Sanırım tüketicilere uygun kişiselleştirme çözümleri sunmaları. şu an dünyada bin 200’den fazla satış noktasına sahip olmalarının en önemli nedenlerinden biri. Kozmetik Kişiselleştirme’de ( Cosmetic Customization ) ise; ürünün farklılaştırılmasından ziyade, sunumunda yapılan bir değişiklikle kişiselleştirme sağlanmakta. Adından da anlaşılacağı gibi biraz daha şekilsel bir farklılık söz konusu. Küçük, orta, büyük boy paketlerde satılan cipsler, farklı büyüklükte ambalajlarla satılan içecekler ilk aklıma gelen örnekler. Şeffaf Kişiselleştirme’de ( Transparent Customization) ise Kozmetik Kişiselleştime’nin tersine ürünün sunumunda değil içeriğinde değişiklik söz konusu. Burada tüketiciyi yormadan, onlara hizmet ederken elde edilen tecrübelerden ortaya çıkan kişiselleştirmeler söz konusu. Dünyada bu işi en güzel yapan firmalardan biri, Ritz Carlton Otelleri’dir. Ritz Carlton Otelleri’nde konakladıkça talep ve tercihlerimiz sisteme işlenmekte ve bir sonraki konaklamalarımızda önceki tercihlerimiz göz önünde bulundurularak bize hizmet verilmektedir. Yani dünyanın neresinde olursak olalım daha çok Ritz’te kaldıkça daha fazla kişiselleştirilmiş bir hizmeti alacağımız garanti. Son olarak şunu söyleyebilirim ki yukarıda bahsettiğim bu dört kategori birbirinden tamamen ayrı, sınırları net çizilmiş yapılar değildir. Doğru olan; iş hedeflerimiz ve maliyet yapılarımız çerçevesinde uygun kişiselleştirme karışımlarını müşterilerimize sunmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve şimdi biraz da kişiselleştirme perspektifinden yaptığımız işler üzerine düşünme zamanı değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Kaynaklar:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;¹ Harvard Business Review, January-February 1997&lt;br /&gt;² &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.paris-miki.com.au/" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;http://www.paris-miki.com.au/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-3429001806783169459?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/3429001806783169459/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/07/kisisellestirme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/3429001806783169459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/3429001806783169459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/07/kisisellestirme.html' title='Kişiselleştirme'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SmYNsdPsDmI/AAAAAAAAAPA/erXckJRQABc/s72-c/%C3%BCt%C3%BC.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-3514717616932154298</id><published>2009-07-21T11:16:00.000-07:00</published><updated>2009-07-21T11:34:30.162-07:00</updated><title type='text'>Sosyal Medya Bir Milattır</title><content type='html'>Yüzyıllardır özgürlüğü için mücadele etmemiş midir insanoğlu? Tarihteki bunca savaş, kan ve gözyaşı ne içindi? Ya da bırakın savaşları binlerce bilim adamı hayatlarını daha özgür bir dünya için harcamadı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SmYHBdfzR9I/AAAAAAAAAO4/hpY62991VIs/s1600-h/Resim.I.Wright+Brothers%27+Airplane.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5360980128110430162" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 159px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SmYHBdfzR9I/AAAAAAAAAO4/hpY62991VIs/s200/Resim.I.Wright+Brothers%27+Airplane.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Wright Kardeşler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Yıllardır monolog’a maruz kalan tutsak tüketiciler için konuşma zamanı, özgürlük; teknolojik gelişmelerle birlikte geldi. Monolog’un diyalog’a dönüşmesinin adı ise sosyal medyadır. Tüketicinin büyük bir değişme uğradığı; silahlandığı bir ortamda ise markaların mevcut konumlarını alışılagelmiş anlayışla savunmaları veya geliştirmeleri ise artık mümkün değil. Her yeni dönem gibi bu da içinde birçok fırsatı ve tehdidi barındırıyor. O açıdan bu değişimi iyi anlamak gerektiğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle geleneksel medya dışında tüketicinin artık çok renkli bir dünyası olduğunu kabul etmek gerekiyor. Tüketiciler artık yazıyor, yorum yapıyor, ekliyor, etiketliyor, paylaşıyor... İçeriği kimi zaman kendi yaratmakta, kimi zaman da başka birinin yarattığı içerik üstünden kendini ifade etmektedir. Bu yeni dünyaya marka stratejilerimiz doğrultusunda girmek artık olmazsa olmazlardan biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sosyal Medyanın Temel Dinamikleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sosyal medyaya sırf girmek için girmemek gerektiğini düşünüyorum. Yapmış olmak için yapmak markamıza katkıdan çok zarar verebilir. Unutmayalım ki karşımızda lafını esirgemeyen ve esirgemediği lafını istediği kişilerle paylaşabilen, gözü açık tüketiciler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün özü, samimi olalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse kalkıp, durup dururken saatlerce sevdiği marka hakkında konuşmaz. Abartmayalım, kendimizi kandırmayalım. O zaman ne yapmamız gerekiyor? Tüketiciye markamızla zaman geçirme fırsatı verelim. Yapacağımız çalışmada da vermek istediğimiz marka mesajımızı da samimi bir şekilde vermeyi kesinlikle ihmal etmeyelim... Tüketiciye zaman geçirtmek adına markamıza da boş zaman geçirtmeyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketici sosyal medyada eğlenceli, ilginç vs bulduğu içeriği tanıdıkları veya tanımadıkları ile paylaşarak mutluluğunu katlıyor. Yeniçağda belki fiziksel olarak yalnızlaşıyor ama bilgisayarının başına oturunca ulaşabileceği dostlarının sayısı da her geçen gün artıyor. O açıdan amacımız sadece bir kişiye iletişim yapmak değilse sosyal medyada markamız için yarattıklarımızın tüketicinin paylaşmasını kolaylaştırıcı alt yapısını da kurgunun içine ekleyelim. Bu altyapı tüketicinin tanıdıklarının e-maillerini girerek içerikten arkadaşlarını haberdar etmesi şeklinde olabileceği gibi, farklı sosyal medya sitelerine ( Twitter, Digg gibi) verilecek linklerle de sağlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak şunu unutmayalım ki bu milat kalıcıdır. Bütün iş planlarımızı ve marka yönetimi stratejilerimizi buna göre kurgulamalıyız. Ne kadar erken başlar ve bu değişimi içimize sindirirsek o kadar iyi olur diye düşünüyorum. &lt;a href="http://www.springwise.com/" target="_blank"&gt;http://www.springwise.com/&lt;/a&gt; sitesinden aldığım bir bültende San Francisco Belediyesi’nin twitter’da açtığı hesaptan, müşteri temsilcileriyle ile halkın şikâyetlerine cevap vermeye başladığını öğrendim. Twitter’da SF311’in şu an için 2,842 takipçisi olsa da ilerleyen günlerde bu sayının artacağını düşünüyorum... Dediğim gibi bu milat kalıcı, etkileri artarak devam edecek. Kimi markaların yüzü daha da gülerken kimilerine bir hüzün çökecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım sizin markanızın yüzü gülümser. Sosyal medyada paylaşımla kalın. :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-3514717616932154298?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/3514717616932154298/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/07/sosyal-medya-bir-milattr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/3514717616932154298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/3514717616932154298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/07/sosyal-medya-bir-milattr.html' title='Sosyal Medya Bir Milattır'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SmYHBdfzR9I/AAAAAAAAAO4/hpY62991VIs/s72-c/Resim.I.Wright+Brothers%27+Airplane.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-6833140595051876498</id><published>2009-06-24T13:41:00.000-07:00</published><updated>2009-07-27T12:32:16.253-07:00</updated><title type='text'>Ritüeller ve Markalar</title><content type='html'>“...Donnelly’s veya McClahan’s gibisinden bir ismi olan kötü aydınlatılmış bir İrlanda barına gidelim. Her yer İrlanda’nın simgesi yoncalarla kaplı, banko yaşlı adamlarla dolu, hepsinin hikayesini en az iki kez dinlemiş bir barmen. Bardaki sandalyelere ilişip siparişimizi veriyoruz. İki Guinness lütfen. Barmen önce bardağın dörtte üçünü dolduruyor. Sonra köpüklerin durulup çökmesini bekliyoruz (epeyce bekliyoruz). Barmen, yeterli sürenin geçtiğine kani olduktan sonra, bardağın geri kalanını dolduruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün iş bir kaç dakika sürüyor, ama kimsenin beklemeden sıkıldığı yok- aslında Guinness içme keyfinin başta gelen özelliği bu bardağı yavaş doldurma ritüeli. Ama bahse girerim bilmiyorsunuz. Bu ritüel rastlantı eseri bulunmuş bir şey değil. Zamanın giderek değer kazandığı 1990’ların başlarında Guinness Britanya Adaları’nın her yerindeki publarda büyük bir kan kaybı yaşamaktaydı. Neden? Çünkü müşteriler bardaklarındaki biranın yüzeyinin durulması için 10 dakika beklemek istemiyordu. Bunun üzerine firma bu rahatsızlık unsurunu erdeme dönüştürmeye karar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reklam kampanyalarını şöyle değiştirdiler: “Sabredenler iyi şeyleri hak ederler.” Kusursuz bir bardak ancak 119,53 saniyede dolar”.... Böylece kısa sürede bir ritüel oluşuverdi. Ve şirketin zeki reklamları sayesinde bira doldurma sanatı bira içme deneyiminin ayrılmaz bir parçası haline geldi.”&lt;strong&gt;¹&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de hayatta bir çok ritüelimiz yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah kalkıp güne hazırlanmak ile başlayan ve gün bitinceye kadar süren onlarca ritüel. Bunun dışında haftasonuna özel ritüellerimiz yok mu? Sevdiğimiz insanlarla yaptığımız daha geniş zamana yayılmış kahvaltı, dostlarımız ile kurduğumuz güzel bir akşam yemeği sofrası veya ailece gidilen bir piknik, çay demleyip içmek, tuttuğumuz futbol takımının maçına grupça gitmek içinde bir çok ritüeli barındırmamakta mıdır? Hayatımızdaki özel günlere ait ritüeller yok mudur? Evlilik teklifi, nişan, düğün vs. kültürden kültüre değişen kendine has ritüellere sahip değil midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SkKQibukAzI/AAAAAAAAAOw/k7IWWzBdHcU/s1600-h/kahvalt%C4%B1.rit%C3%BCeli.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350998228502577970" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 133px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SkKQibukAzI/AAAAAAAAAOw/k7IWWzBdHcU/s200/kahvalt%C4%B1.rit%C3%BCeli.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Kahvaltı Ritüeli &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda buy.ology kitabından altıntı yaptığım Martin Lindstrom, 2007 yılında dünyanın 34 şehrinde yayalar üzerinde yapılan bir incelemede ortalama yayanın adımlarının 5,63 km/saat hıza ulaştığının saptandığını ve bu rakamın on yıl öncesine göre 10 kat fazla bir hız olduğunu söylüyor. Her şey gerçekten hızlanıyor. Hızlanma ile birlikte hızla yaptığımız bir çok işten aldığımız tadın da değiştiğini düşünüyorum. Bir tarafa da artan belirsizlik ortamını (küresel krizler, ısınma problemi vs.) koyarsak bu noktada insanoğlunun sevdiği ritüellere daha fazla önem verdiğini ve vereceğini düşünüyorum. Bu ritüeller bir taraftan da kişinin aidiyet (ilişkinlik) ihtiyacını karşılamıyor mu, kişiyi duygusal anlamda daha mutlu, huzurlu hissettirmiyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç unutmam üniversitede öğrenciyken özel ders verdiğim annesi ve babası boşanmış, ergenlik çağında olan öğrencim tam bir Nike fanatiğiydi. Dönüp bakıyorum da Nike’da bir aidiyet arıyordu. Nike sahibi olmak onu bir grubun üyesi yapıyordu. Ürünlerin hizmetlerin birbirine çok benzediği dünyada, duygusal anlamda farklılaşmak zorunda olan markalar bir yanda, diğer tarafta duygusal arayışta olan tüketiciler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Markaları güçlendirecek olan, tüketicilerin ritüellerinin içinde yer almaktır veya onlara içinde yer almaktan keyif alacakları ritüeller sunmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin markanız hangi ritüellerin içinde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalın sağlıcakla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;strong&gt;Kaynaklar:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;¹&lt;/strong&gt; Buy.ology, Lindstrom Martin, Optimist Yayınları, Nisan 2009,&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-6833140595051876498?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/6833140595051876498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/06/ritueller-ve-markalar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6833140595051876498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6833140595051876498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/06/ritueller-ve-markalar.html' title='Ritüeller ve Markalar'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SkKQibukAzI/AAAAAAAAAOw/k7IWWzBdHcU/s72-c/kahvalt%C4%B1.rit%C3%BCeli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-356680311817490714</id><published>2009-05-24T07:29:00.000-07:00</published><updated>2009-05-25T12:00:44.442-07:00</updated><title type='text'>Nasıl Bir Vizyon? Michelin Yıldızları...</title><content type='html'>Michelin yıldızlarını duymuştum... Michelin'in bir denetleme firması olduğunu düşünüyordum. Bu denetlemeler sonrası restoranlara belirli standartlara göre yıldızlar verdiklerini tahmin ediyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde gazetede Michelin Rehberi ile ilgili bir haberi görünce tamamen şoka uğramıştım. Meğerse bu Michelin yıldızlarını veren firma dünyaca ünlü Fransız lastik üreticisi &lt;a href="http://www.michelin.com"&gt;Michelin&lt;/a&gt;'den başkası değilmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal olarak ilerleyen günlerde Michelin Rehberi ve Michelin firması ile ilgili biraz araştırma yaptım. Hangi noktadan hareket ederek böyle bir rehberi hazırlamaya başlamışlardı merak ediyordum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1800'lü yılların sonlarında Fransa'da kurulan firma 1900 yılında ilk Michelin Rehberi'ni hazırlıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/ShlioM-yIyI/AAAAAAAAAOg/GeuTB9pE3eI/s1600-h/guide+michelin.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 154px; height: 190px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/ShlioM-yIyI/AAAAAAAAAOg/GeuTB9pE3eI/s200/guide+michelin.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339407276043281186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk yirmi yıl boyunca ücretsiz olarak dağıtılan bu rehber sürücülere uygun konaklama yerlerinden, benzin istasyonlarına; araba ve lastik tamircilerinin adreslerinden, iyi yemek yenecek yerlere kadar değişik bilgileri sunuyordu. Ücretsiz dağıtılan kitabın çok da ciddiye alınmadığın gözlemleyen Michelin kardeşler kitabı ücretli olarak tüketicilere sunmaya başlıyorlar. Zamanla tek yıldız, iki ve üç yıldız sistemini restorantları derecelendirmek için kullanıma sokuyorlar...Ve yıllar içinde gelişen, şu an Fransa dışında 22 ülkede yayınlanan Michelin rehberi bugün bir çok restorant (ve aşçı) için bir prestij unsuru olarak karşımıza çıkıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/ShlvrrMhKNI/AAAAAAAAAOo/T82lSeN1-mY/s1600-h/michelin+logo.gif"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 85px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/ShlvrrMhKNI/AAAAAAAAAOo/T82lSeN1-mY/s200/michelin+logo.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339421629344721106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünebiliyor musunuz? Bir lastik firması kalkıp dünyanın en prestijli restoran derecelendirme sistemini hayata geçiriyor. Hem de bu işin temellerini bir asırdan fazla bir zaman önce atıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ürün&lt;/strong&gt;--- Lastik   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fiziksel Fayda&lt;/strong&gt;--- Ulaşım Sağlar, Gezdirir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Duygusal Fayda&lt;/strong&gt;--- Kültürlendirir, Mutlu Eder, Ufuk Açar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki kavramlardan hareket edererek, şu sonuca mı ulaşacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Lastik üretiyorum, benim ürettiğim lastikler sonucu insanlar bir yerden bir yere ulaşıyorlar. Bu sayede geziyorlar, bir şeyler taşıyorlar (götürüyorlar), arkadaşlarını ziyaret ediyorlar vs... Ben onlara yolları üzerindeki, yollarını değiştirip görebilecekleri veya hatta sırf oralara gitmek için yola çıkacakları mekanlar (restoranlar, oteller vs) hakkında bilgi sağlarsam, onların benim ürünümle yaşadığı deneyimleri daha anlamlı kılmaz mıyım?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence çıkış noktası budur... Ve ürünü markaya dönüştürme serüveninde en kritik unsur da bu anlayıştır (mindset). Bir lastik firmasının &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/24942117"&gt;aşçıyı intihara &lt;/a&gt;sürüklemesi bir başarıdır. Bunun temellerini bir asır önce atmak ise ayrı bir başarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlayış çerçevesinde marka(ları)mıza çok şey katacağımızı düşünüyorum. Bir sonraki yazımda değişik sektörlerden örnekler vermeyi planlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-356680311817490714?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/356680311817490714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/05/nasl-bir-vizyon-michelin-yldzlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/356680311817490714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/356680311817490714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/05/nasl-bir-vizyon-michelin-yldzlar.html' title='Nasıl Bir Vizyon? Michelin Yıldızları...'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/ShlioM-yIyI/AAAAAAAAAOg/GeuTB9pE3eI/s72-c/guide+michelin.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-603837506931381341</id><published>2009-04-23T13:58:00.000-07:00</published><updated>2009-04-23T15:54:28.736-07:00</updated><title type='text'>Charles Ebbets ve Gökyüzünde Yemek</title><content type='html'>Geçen aylarda bir gazetede aşağıdaki fotoğrafı gördüm ve biraz araştırdım. Charles C. Ebbets adlı ünlü bir fotoğrafçıya ait ve ismi "Lunch Break On A Skyscrapper". New York'ta 1932 yılında Rockefeller Center'ın inşaatı esnasında çekilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SfDcFJAUvZI/AAAAAAAAANw/msdNsL1hxPE/s1600-h/Charles+C.+Ebbets,+Lunch+Break+on+a+Skyscraper.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 154px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SfDcFJAUvZI/AAAAAAAAANw/msdNsL1hxPE/s200/Charles+C.+Ebbets,+Lunch+Break+on+a+Skyscraper.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328000340054031762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu fotoğrafı gördükten sonra aklıma Türkiye'de de faaliyet göstermeye başlayan &lt;a href="http://www.dinnerinthesky.com/"&gt;Dinner In The Sky&lt;/a&gt; adlı şirket geldi. Hatta yemek dışında gökyüzünde talep görecek başka aktivitelere de yer vermeye başladıklarını farkettim. Gökyüzünde Evlenmek, Gökyüzünde Toplantı gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SfDeqymaU6I/AAAAAAAAAN4/fLZctq8cAkM/s1600-h/Dinner+In+The+Sky+I.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 110px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SfDeqymaU6I/AAAAAAAAAN4/fLZctq8cAkM/s200/Dinner+In+The+Sky+I.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328003185898050466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tarafta 1932 yılında işçilerin gökyüzünde yediği yemek, diğer tarafta 2009 yılında geliri oldukça yerinde olan insanların sofrası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir pazarlamacı olarak doğal olarak düşünmeye başladım. Acaba yıllar sonra bugün tükettiğimiz ve şu an bize önemsiz gelen hangi kavram/ürün/hizmetlere çok ciddi para ödemeye başlayacağız? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uzağa gitmeden bir kaç örnek aklıma geldi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha on yıl önce lezzetle yediğimiz domatese bu kadar para ödüyor muyduk aynı tadı bulmak için veya çeşmeden kana kana içtiğimiz suyun tadını şimdi ancak para ile satın aldıklarımızda bulmuyor muyuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SfDmvD3_PFI/AAAAAAAAAOA/SQaMAde8idg/s1600-h/Domates.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 141px; height: 106px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SfDmvD3_PFI/AAAAAAAAAOA/SQaMAde8idg/s200/Domates.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328012055347674194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden daha bol olan vaktimiz şimdi daha değerli değil mi? Bunu gören firmalar çözümler sunmaya başlamadı mı? Temassız ödeme sistemleri, daha hızlı internet ne için? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SfDqIgKu46I/AAAAAAAAAOI/FXAIDaUADM4/s1600-h/Bonus+Trink.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 116px; height: 79px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SfDqIgKu46I/AAAAAAAAAOI/FXAIDaUADM4/s200/Bonus+Trink.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328015790974100386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emin olun ki bugün çok doğal ve bol olan bir çok kavram/ürün/hizmetin değeri artacak ve kimi firmalar bunların üzerinden ciddi para kazanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünelim biraz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnsanlar hayatında soba görmemiş çocuklarına sobayı göstermek ve dinlenmek için haftasonu doğal tatil köylerine gidecek. Bununla da kalmayıp sobanın üzerinde ailece kestane közleyecek."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SfDrP_ONqbI/AAAAAAAAAOQ/xpYRU9LgUsE/s1600-h/Soba+%C3%9Czerinde+Kestane.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 135px; height: 101px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SfDrP_ONqbI/AAAAAAAAAOQ/xpYRU9LgUsE/s200/Soba+%C3%9Czerinde+Kestane.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328017019080911282" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki örneğin dışındakileri ayrı bir yazıya bırakıyorum. Bu eksende biraz hayal kurmam(ız) gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalın sağlıcakla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-603837506931381341?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/603837506931381341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/04/charles-ebbets-ve-gokyuzunde-yemek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/603837506931381341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/603837506931381341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/04/charles-ebbets-ve-gokyuzunde-yemek.html' title='Charles Ebbets ve Gökyüzünde Yemek'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SfDcFJAUvZI/AAAAAAAAANw/msdNsL1hxPE/s72-c/Charles+C.+Ebbets,+Lunch+Break+on+a+Skyscraper.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-7798883670379338918</id><published>2009-03-31T13:13:00.000-07:00</published><updated>2009-04-11T04:01:06.864-07:00</updated><title type='text'>Şiir ve FMK Hareketi</title><content type='html'>Bildiğim dizeler gelir aklıma kimi zaman. Ve açıp bir şiir kitabını okumak isterim sessiz, sakin, bağırarak,durarak, kendimce. 'En son ne zaman şiir kitabı okudum?'diye düşünürüm yada en son satın aldığım şiir kitabını hatırlamaya çalışırım. Aradan uzun zaman geçtiğini görünce üzülürüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Niye anlatıyorsun bunları?' diye sorarsanız &lt;a href="http://www.fikiratolyesi.com/"&gt;Fikir Atölyesi&lt;/a&gt;'nin ortağı Tunç bir hareketin öncüsü oldu. Adı Faili Meçhul Kıyak Hareketi. Kısaca, bir kişiye bir güzellik yapıyorsunuz ( Kıyak lafını sevmediğim için bu ifadeyi kullanıyorum. "Bu kıyağımı unutma", "kıyak çekmek" sevmediğim ifadeler...) ve yaptığınız güzelliğin yanına aşağıdaki kağıdı bırakıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SdeaEmVPS5I/AAAAAAAAANg/tTEgG363jYM/s1600-h/fmkh.ka%C4%9F%C4%B1d%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320890888561314706" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 130px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SdeaEmVPS5I/AAAAAAAAANg/tTEgG363jYM/s200/fmkh.ka%C4%9F%C4%B1d%C4%B1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu güzellikler neler olabilir? Bir çok yorum yapmış Fikir Atölyesi'nin diğer ortakları. Sevdiğin bir kitabı kafede bırakmak, arabanızın yanında park etmiş, camında kar olan arabanın camını temizlemek, hesabı öderken bir kahve parasını fazladan ödeyip sizden sonra gelen müşteriyi mutlu etmek... Yapacaklarınız sizin yaratıcılığınıza kalmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de düşünmeye başladım. 'Bana hangi güzellik yapılırsa mutlu olurum, şaşırırım.' diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edip Cansever'in sevdiğim bir şiirini bıraksa meçhul fail ne güzel olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SdemFfP-1WI/AAAAAAAAANo/IeaEiq64tXw/s1600-h/edip.cansever.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320904097979618658" style="WIDTH: 100px; CURSOR: hand; HEIGHT: 82px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SdemFfP-1WI/AAAAAAAAANo/IeaEiq64tXw/s200/edip.cansever.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Edip Cansever&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MASA DA MASAYMIŞ HA&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Adam yaşama sevinci içinde&lt;br /&gt;Masaya anahtarlarını koydu&lt;br /&gt;Bakır kaseye çiçekleri koydu&lt;br /&gt;Sütünü yumurtasını koydu&lt;br /&gt;Pencereden gelen ışığı koydu&lt;br /&gt;Bisiklet sesini çıkrık sesini&lt;br /&gt;Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu&lt;br /&gt;Adam masaya&lt;br /&gt;Aklında olup bitenleri koydu&lt;br /&gt;Ne yapmak istiyordu hayatta&lt;br /&gt;İşte onu koydu&lt;br /&gt;Kimi seviyordu kimi sevmiyordu&lt;br /&gt;Adam masaya onları da koydu&lt;br /&gt;Üç kere üç dokuz ederdi&lt;br /&gt;Adam koydu masaya dokuzu&lt;br /&gt;Pencere yanındaydı gökyüzü yanında&lt;br /&gt;Uzandı masaya sonsuzu koydu&lt;br /&gt;Bir bira içmek istiyordu kaç gündür&lt;br /&gt;Masaya biranın dökülüşünü koydu&lt;br /&gt;Uykusunu koydu uyanıklığını koydu&lt;br /&gt;Tokluğunu açlığını koydu.&lt;br /&gt;Masa da masaymış ha&lt;br /&gt;Bana mısın demedi bu kadar yüke&lt;br /&gt;Bir iki sallandı durdu&lt;br /&gt;Adam ha babam koyuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veya Cemal Süreya'nın aşağıdaki şiirini bulsam bir masada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÖNCELEYİN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Önce bir ellerin vardı yalnızlığımla benim aramda&lt;br /&gt;Sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar&lt;br /&gt;Sonra yüzün onun ardından gözlerin dudakların&lt;br /&gt;Sonra her şey çıkıp geldi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde&lt;br /&gt;Sen çıkardın utancını duvara astın&lt;br /&gt;Ben masanın üstüne kodum kuralları&lt;br /&gt;Her şey işte böyle oldu önce&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri bana bu güzelliği yapmazsa, ben yapacağım çok yakında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-7798883670379338918?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/7798883670379338918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/03/siir-ve-fmk-hareketi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/7798883670379338918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/7798883670379338918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/03/siir-ve-fmk-hareketi.html' title='Şiir ve FMK Hareketi'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SdeaEmVPS5I/AAAAAAAAANg/tTEgG363jYM/s72-c/fmkh.ka%C4%9F%C4%B1d%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-1765793108579830889</id><published>2009-02-22T11:17:00.000-08:00</published><updated>2009-03-01T14:41:34.238-08:00</updated><title type='text'>Enerjimiz ve Bilgimiz</title><content type='html'>Enerjimizi ve bilgimizi çalıştığımız şirket dışında yaşadığımız topluma katkı sağlamak için de harcamamız gerektiğini düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu doğrultuda Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği bünyesinde kurulan &lt;a href="http://www.bumanzara.org"&gt;BUmanzara &lt;/a&gt;adlı oluşuma yaklaşık dört ay önce katıldım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BUmanzara olarak Boğaziçi Üniversitesi yurtlarında kalan hazırlık sınıfı öğrencilerinin, üniversitedeki sosyal hayatlarına ve İstanbul'a uyum sağlamalarına destek olmayı amaçlıyoruz. BUmalar (Boğaziçi Üniversitesi Mezun Abi/Abla) olarak bu geçiş döneminde öğrencilerin kendilerini yalnız hissetmeden, bilinçli, sorumlu, hedef sahibi, Boğaziçi Üniversiteli gençler olarak hayata atılmalarına katkıda bulunmak istiyoruz. Çağdaş, özgür ve yaratıcı düşünen, kendine güvenen, toplum bilinci yüksek insanlar yetişmesine yardımcı olmayı arzuluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SasEgwU1xFI/AAAAAAAAANQ/2vBP4zKC8tY/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 120px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SasEgwU1xFI/AAAAAAAAANQ/2vBP4zKC8tY/s200/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308341546560898130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen sürede BUmanzara İletişim Komitesi'nde arkadaşlarımızla güzel işlerin altına imza attık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahoogroup, facebook sayfası, web sitesine sahip olan oluşumun en son olarak &lt;a href="http://www.bumanzara.blogspot.com"&gt;bloğunu&lt;/a&gt; da hayata geçirdik. Hatta bu bloğa bir isim bulduk ve logo tasarlattık. Sosyal medyanın (consumer generated media) bu kadar önem kazandığı bir dünyada, hedef kitleye onların kullandığı mecralarla ulaşmak kadar doğal bir şey olamaz değil mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SasGzkxSQOI/AAAAAAAAANY/LZ9cqxOL6Ak/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 147px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SasGzkxSQOI/AAAAAAAAANY/LZ9cqxOL6Ak/s200/3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308344068899750114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahmin ediyorum ki ilerleyen dönemde bir çok güzel projeyi daha hayata geçireceğiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve yazının başında belirttiğim gibi bilgimizi ve enerjimizi iş dışında sosyal projelerde harcadıkça daha mutlu olacağız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha güzel bir dünya kimi mutlu etmez ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-1765793108579830889?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/1765793108579830889/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/02/enerjimiz-ve-bilgimiz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/1765793108579830889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/1765793108579830889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/02/enerjimiz-ve-bilgimiz.html' title='Enerjimiz ve Bilgimiz'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SasEgwU1xFI/AAAAAAAAANQ/2vBP4zKC8tY/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-3299755471952212626</id><published>2009-01-20T12:59:00.000-08:00</published><updated>2009-01-20T14:26:59.369-08:00</updated><title type='text'>Pazar Payını Büyütürken Dünyayı Küçültmek</title><content type='html'>Yönettiğimiz bir işte pazar payımızı arttırmamız başarı kriterlerinden biridir... Hepimizin bildiği gibi pazar payı artışında ise değişik senaryolar karşımıza çıkar. Bunlardan bir tanesi pazarın büyümesinden daha yüksek oranda büyüyerek pazar payı kazanmak iken diğeri ise büyümeyen pazarda rakiplerden pay kapmaktır... Bu büyüme dinamiğinin içinde ise mevcut müşterilerimizin daha çok tüketmesi ve yeni müşteri kazanılması önemli iki değişkendir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SXZAzfZ-mQI/AAAAAAAAAMA/_fY0KdUZTXw/s1600-h/market.share.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 127px; height: 114px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SXZAzfZ-mQI/AAAAAAAAAMA/_fY0KdUZTXw/s200/market.share.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5293489665368561922" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişik sektörlerde faliyet gösteren firmalar mevcut müşterilerinin daha çok tüketmesi dışında yeni müşteri kazanımı için farklı strajilerden hareket ederek aksiyon planlarını hayata geçirmektedir... Bu yazının konusu bu detayları konuşmak değildir. Bütün bu çabaların (herkesin pazar payını arttırmaya çalıştığı ortamda) sonrasında geçen gün İstinye Park'ta gördüğüm bir manzara ve duyduğum rahatsızlıktır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişik ortamlarda; barlar, alışveriş merkezleri, dolmuş, otobüs, taksi, restorant vs; insanları gözlemlemeyi seviyorum. Geçen haftasonu İstinye Park'a ailemle birlikte gittiğim zaman ister istemez radarlarım açıktı... Bir mağazanın vitrinine bakarken üç bayan dikkatimi çekti. Bir tanesi 35-38 yaşlarında oldukça bakımlı bir bayandı, yanında ise konuşmalarından anladığım kadarı ile iki kızı vardı... Bir tanesi 17-18 yaşındayken, diğeri tahminimce 8-10 yaşındaydı... Üçünün de giyimleri ve aksesuvarları neredeyse birbirinin aynısıydı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SXZLlN30wJI/AAAAAAAAAMQ/SpRFKrW56K4/s1600-h/shopping.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 170px; height: 113px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SXZLlN30wJI/AAAAAAAAAMQ/SpRFKrW56K4/s200/shopping.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5293501514771644562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük abla için söylencek bir şey yok. Annesine özenmesi, rol model olarak onu alması kadar doğal bir şey yok. Annesinin çantası var, onun da olmalı, annesi topuklu ayakkabı giyiyorsa kendi de giyebilir... İlginç olan ise 10 yaşındaki ufaklığın ise giyim ve kuşamı ile ablasının bir kopyası olmasıydı... İşte bu durumdan rahatsızlık duydum. Neden mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk sayılabilecek bir yaşta olan birinden farklı davranış biçimleri, farklı yaklaşımlar görmeyi arzuluyorum... Bu kadar hızlı büyümek(!) yaşadığımız bu dünyayı daha renkli mi kılacak? Bu durumdan üçüne de aynı telefonu satan telefon firması, üçüne de aynı çantayı satan perakendeci vs mutlu olabilir. Ama ben mutlu değilim... Daha renkli, daha doğal bir dünyaya mı götürecek bu yaşadıklarımız bizi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba pazar payını büyütürken yaşadığımız dünyayı mı küçültüyoruz, ondan mı çalıyoruz payı yoksa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla Kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-3299755471952212626?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/3299755471952212626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/3299755471952212626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2009/01/pazar-payn-bytrken-dnyay-kltmek.html' title='Pazar Payını Büyütürken Dünyayı Küçültmek'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SXZAzfZ-mQI/AAAAAAAAAMA/_fY0KdUZTXw/s72-c/market.share.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-4030324598990163942</id><published>2008-12-31T12:25:00.000-08:00</published><updated>2008-12-31T13:47:14.337-08:00</updated><title type='text'>Teşekkürler... İyi Yıllar</title><content type='html'>Değişik kaynaklardan beslenmeyi seviyorum... Bu kaynaklar benim yaşam enerjim... Ve 2008'in son saatlerinde o kaynaklardan ilk aklıma gelenlere teşekkür etmek istiyorum. İyi ki varlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.fikiratolyesi.com"&gt;www.fikiratolyesi.com&lt;/a&gt; 'un patronu Tunç Kılınç, teşekkürler. İyi yıllar. Hayata dair yazılarını zevkle okuyorum... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SVvdFsYPVYI/AAAAAAAAAK4/8jflaYfvbW4/s1600-h/fikiratolyesi.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 129px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SVvdFsYPVYI/AAAAAAAAAK4/8jflaYfvbW4/s200/fikiratolyesi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5286061677531321730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yılda hayata dair daha çok düşünmemiz ve hayattan keyif almamız dileği ile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.farketing.com"&gt;www.farketing.com&lt;/a&gt; 'un sahibi Can Turanlı, teşekkürler. İyi yıllar. Bloğunuzdaki vurucu kısa yazılarınız beni düşündürtüyor...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SVvdyJXl3dI/AAAAAAAAALA/MZplolaqOes/s1600-h/farketing.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 134px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SVvdyJXl3dI/AAAAAAAAALA/MZplolaqOes/s200/farketing.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5286062441227476434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yılda daha çok düşünmemiz dileği ile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.trendwatching.com"&gt;www.trendwatching.com&lt;/a&gt; 'un yaratıcısı Reinier Evers, teşekkürler. İyi yıllar. Gönderdiğiniz trend bültenleri beni ilhamlandırıyor... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SVvel5vFzwI/AAAAAAAAALQ/_8QCzS5ctag/s1600-h/trendwatching.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SVvel5vFzwI/AAAAAAAAALQ/_8QCzS5ctag/s200/trendwatching.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5286063330384269058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yılda daha çok hayal kurmamız dileği ile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.agzimintadi.blogspot.com"&gt;www.agizimintadi.blogspot.com &lt;/a&gt;'un şefi Hakkı Bey, teşekkürler. Saygılar. Yazılarınız iştahımı açıyor :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SVvgRrV-UUI/AAAAAAAAALg/i4iEGM-0QW8/s1600-h/agizimintadi.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SVvgRrV-UUI/AAAAAAAAALg/i4iEGM-0QW8/s200/agizimintadi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5286065181946696002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yılda yediklerimizden daha çok zevk almamız dileği ile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.lecool.com"&gt;Le Cool &lt;/a&gt;Bülteni'ni hazırlayan arkadaşlar. Yeni yılınız kutlu olsun... Ne güzel bir bülten tasarımıdır o. Teşekkürler... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SVvnIfuW6qI/AAAAAAAAAL4/RYa-L7oCfRs/s1600-h/lecool.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SVvnIfuW6qI/AAAAAAAAAL4/RYa-L7oCfRs/s200/lecool.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5286072720790317730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yılda daha çok gezmemiz dileği ile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalın... Yeni yılınız kutlu olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-4030324598990163942?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/4030324598990163942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/4030324598990163942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2008/12/teekkrler.html' title='Teşekkürler... İyi Yıllar'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SVvdFsYPVYI/AAAAAAAAAK4/8jflaYfvbW4/s72-c/fikiratolyesi.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-5455341223046510400</id><published>2008-12-21T15:44:00.001-08:00</published><updated>2008-12-21T16:47:48.086-08:00</updated><title type='text'>İlk Patronum Güven Borça (Yazının Devamı)</title><content type='html'>Güven Bey ile bir yıla yakın bir süre çalıştıktan ve aradan geçen 3 yıl sonrasında özet olarak şunları söyleyebilirim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Her şeyden önce çok beyfendi bir insandır. Çabuk öfkelenmez, soğukkanlılığını korur... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İyi bir stratejisttir. Eğer üzerinde durduğu konuya hakimse "işi" bir A4 kağıdına ana maddeler halinde alt gruplara ayırarak, ufak bir tablo ile özetler. (Hala her işte kullanıyorum bu yaklaşımı, konu ne olursa olsun anlamlı parçalara bölüp işi yönetmek çok kolay oluyor gerçekten.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Çok düzenli bir insandır... Masası her zaman az sayıda materyal ile doludur. Bu bir tarz meselesi, ben de seviyorum bu yaklaşımı. Bu düzen insanın "zihnini berraklaştırıyor" diye düşünüyorum. Kartvizitlerini koyduğu kutusunu görünce hemen örnek alarak bir tane de ben almıştım ilk iş olarak... Hala kullanırım. Bütün gelişen teknolojiye rağmen şart olduğunu düşündüğüm ofis malzemelerinden biri olarak görüyorum bu kutuyu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SU7fl6hPeKI/AAAAAAAAAKw/ACGhbIvDblc/s1600-h/g%C3%BCven.bor%C3%A7a.I.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 100px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SU7fl6hPeKI/AAAAAAAAAKw/ACGhbIvDblc/s200/g%C3%BCven.bor%C3%A7a.I.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5282405255409006754" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İyi bir satışçı değildir Güven Borça. Bana göre "beyfendilikle" "satışçı olmak" zıt karakterleri barındırmaktadır. Yukarıda belirttiğim gibi Güven Bey iyi bir stratejisttir ama iyi bir satışçı değildir... Olmasına gerek var mı? Tabi ki de yok. Kimi zaman da gerekebiliyor o ayrı:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Duyarlıdır Güven Bey... Toplumsal gelişmeleri takip eder, sizin de bildiğiniz gibi işinin dışında gözüken konularla ilgili düşünce üretmeyi de sever. Bir Boğaziçi'li olarak ODTÜ'lülerin bu anlamlı duyarlılıklarını seviyorum...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bilgiyi paylaşmayı sever. Müşteri ziyaretlerine giderken, yol boyunca yılların birikimi olan bilgi ve &lt;a href="http://www.pandora.com.tr/urun.aspx?id=168257"&gt;tecrübelerinden &lt;/a&gt;faydalanmayı bir fırsat olarak görmüşümdür ve bunu değerlendirmişimdir. Kim bilir kaç yüz soru sormuşumdur kendisine. Bir kez olsun "Çok soru sordun." da dememiştir... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Güler yüzlüdür... Bu çok önemli. Karşınızdaki patronunuz güler yüzlü ise, işinizi de seviyorsanız çok şanslısınızdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşekkürler ilk patronum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-5455341223046510400?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/5455341223046510400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/5455341223046510400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2008/12/ilk-patronum-gven-bora-yaznn-devam.html' title='İlk Patronum Güven Borça (Yazının Devamı)'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SU7fl6hPeKI/AAAAAAAAAKw/ACGhbIvDblc/s72-c/g%C3%BCven.bor%C3%A7a.I.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-4019006422864095172</id><published>2008-09-25T13:32:00.000-07:00</published><updated>2008-10-28T11:48:49.408-07:00</updated><title type='text'>İlk Patronum; Güven Borça</title><content type='html'>20'li yaşlarımın başında, üniversitenin son sınıfına yaklaşırken okuduğum, beni en çok etkileyen kitapların arasında Güven Borça'nın "Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar Mı?" adlı kitabı gelir. Borça'nın yalın ve akıcı dili, verilen örneklerin ilgi çekiciliği, kitabı bir çırpıda bitirmemi sağlamıştı. O kitap bana pazarlama dünyasının geniş coğrafyasında koşmam gerektiğini hissettirmişti...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SQdEV_AK0eI/AAAAAAAAAKY/Wc1ksyZYVOo/s1600-h/bu.topraklardan.d%C3%BCnya.markas%C4%B1.%C3%A7%C4%B1kar.m%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 85px; height: 123px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SQdEV_AK0eI/AAAAAAAAAKY/Wc1ksyZYVOo/s200/bu.topraklardan.d%C3%BCnya.markas%C4%B1.%C3%A7%C4%B1kar.m%C4%B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5262249834085798370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabı okuduktan sonra, Güven Borça'yı daha fazla takip etmeye başlamıştım... Para Dergisi'ndeki yazılarını, web sitesinden tavsiye ettiği makaleleri okuyor, bu dünyayı daha fazla anlamaya çalışıyordum... Reklamcılık sektöründen isimleri yavaş yavaş öğrenmeye başlamıştım. Hulisi Derici, Serdar Erener, Ali Taran artık bildiğim kişilerdi... İşin global çerçevesinde ise okulda kitaplarını okuduğumuz Philip Kotler'in yanına Al Ries ve Jack Trout'u da eklemiştim..."Marketing Warfare", "Positining: The Battle for Your Mind" favori kitaplarım olmuştu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SQdQsXFjsbI/AAAAAAAAAKg/kp1-2HDAFNI/s1600-h/positioning.the.battle.for.your.mind.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 110px; height: 110px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SQdQsXFjsbI/AAAAAAAAAKg/kp1-2HDAFNI/s200/positioning.the.battle.for.your.mind.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5262263412647506354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2003 yılının Temmuz ayında Boğaziçi Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra yolumun pazarlama olduğunu düşünüyordum... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazarlamacı olup Türkiye'de kalacaksam İstanbul'da yaşayacaktım... Ailesi Ankara'da yaşayan biri olarak askerliği aradan çıkarmak fena bir fikir değildi benim için... Ben de bunun için girişimde bulundum. 2003 yılının Aralık ayında askere gideceğim kesinleşince önümde yaklaşık 2 aylık bir zaman dilimi oluştu...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güven Bey'in danışmanlık şirketi &lt;a href="http://www.markam.biz/"&gt;Markam&lt;/a&gt;'a başvurarak askere gidinceye kadar stajyer olarak çalışmak istediğimi belirttim ve kabul edildim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Güven Bey ile tanışıklığım da bu noktada başladı. Markam'daki iki aylık çalışmam sonrasında askerlik hizmetini tamamladım... Ve askerden döner dönmez Markam'a geri döndüm daha doğrusu kabul edildim. Artık tam anlamı ile Güven Borça benim ilk patronum olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının devamı önümüzdeki günlerde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalın sağlıcakla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-4019006422864095172?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/4019006422864095172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/4019006422864095172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2008/09/ilk-patronum-gven-bora.html' title='İlk Patronum; Güven Borça'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SQdEV_AK0eI/AAAAAAAAAKY/Wc1ksyZYVOo/s72-c/bu.topraklardan.d%C3%BCnya.markas%C4%B1.%C3%A7%C4%B1kar.m%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-4716118423161149765</id><published>2008-07-30T04:39:00.000-07:00</published><updated>2008-08-01T07:52:49.049-07:00</updated><title type='text'>Aidiyet</title><content type='html'>Aidiyet (ilişkinlik) isteğinin insanın en güçlü ihtiyaçlarından biri olduğunu düşünüyorum.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Politik yaklaşımlarımızda, dini inançlarımızda, aile ve çevremizle olan ilişkilerimizde, mesleğimizde, tuttuğumuz futbol takımı ile olan bağımızda, marka tutkumuzda vs. bu aidiyet duygusunun izlerini sürebiliriz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıllarla birlikte insanoğlu ihtiyaç duyduğu bu duyguyu değişik yollardan karşılamaya devam ediyor... Dengeler değişiyor ama bu ihtiyaç bir şekilde gideriliyor veya giderilmeye çalışılıyor... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim günümüz ortamına... Bakalım bu bağlamda 2008 Türkiye’sinde neler çıkıyor karşımıza?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Politik arenanın büyük kitlelerin aidiyet duygusunu eskisi kadar karşıladığını düşünmüyorum... Soğuk savaşın bittiği dünyada kitleleri peşinden sürükleyecek ne var ki karşılarında, akıllarında? Bir de buna Türkiye politik ortamının kısır ve derinlikten yoksun ortamını eklediğiniz zaman “aidiyeti” bulmak kolay olmasa gerek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol; çevresinde milyarlarca insanı toplayan inanılmaz bir oyun... Dünyanın bir çok yerinde tamamen profesyonellerce yönetilen bir “iş”... Türkiye ise bu profesyonellik sürecinde biraz geç kaldı... Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı dışında insanın gitmek isteyeceği bir stadın bulunmaması, başarısız yöneticilerin her şeye rağmen koltuklarında oturmaları vs. zaten bütün bu durumun bir yansıması değil mi? Buna rağmen hala bir çok insanın “aidiyeti” bulduğu bir alan... Ben ise bulmakta zorlanıyorum. Metallica konseri dışında 3 yıldır Ali Samiyen Stadı’na uğramadım, uğrayamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SJBUAHCRSRI/AAAAAAAAAHo/DLPDc1-POAk/s1600-h/gs.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SJBUAHCRSRI/AAAAAAAAAHo/DLPDc1-POAk/s200/gs.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228771528242448658" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milliyetçi ve dini bir çok oluşum kitleler için ciddi “aidiyet” duygusu yarattığını düşünüyorum... Son zamanlarda insanlar, aidiyeti buldukları alanlar azaldığı için mi bu zeminlerde daha radikal bir biçimde ifade ediyorlar kendilerini? Bilmiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç insanların, ağırlıkla bayanların evlilik ve çocuk sahibi olma isteklerinde bu aidiyet isteğinin payı yok mu? "Çocuklarının annesi olmak", "eşinin karısı olmak"; "ilişkinlik" ifadeleri değil mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SJMbVihk6XI/AAAAAAAAAH4/VEs63o1tDQs/s1600-h/evlilik.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SJMbVihk6XI/AAAAAAAAAH4/VEs63o1tDQs/s200/evlilik.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5229553649166117234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda artan “marka” tutkumuzda, bu aidiyetin izleri yok mu? Nike, Starbucks, Puma, Coca-Cola, Absolut, Apple, Mango, Zara, Sony...vs. bu kadar hayatımızın içinde miydi? Onları bu kadar seviyor muyduk?   Çevremde gördüğüm insanların (buna ben de dahilim) markalarla olan ilişkilerine biraz da bu çerçeveden bakıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SJBWCAC267I/AAAAAAAAAHw/96tTfMRaUtg/s1600-h/nike.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SJBWCAC267I/AAAAAAAAAHw/96tTfMRaUtg/s200/nike.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228773759748860850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aidiyet duygusunun izlerinin yaşantımızın bir çok alanında bulabileceğimizi düşünüyorum... Bunlar sadece ilk bakışta gözlemlediklerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalın sağlıcakla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-4716118423161149765?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/4716118423161149765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/4716118423161149765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2008/07/aidiyet.html' title='Aidiyet'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SJBUAHCRSRI/AAAAAAAAAHo/DLPDc1-POAk/s72-c/gs.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-753628684503850839</id><published>2008-06-15T01:18:00.000-07:00</published><updated>2008-06-15T05:09:27.968-07:00</updated><title type='text'>Türkiye'de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey</title><content type='html'>Artık bu bloğun bir logosu* var... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SFTStKEiW8I/AAAAAAAAAHQ/9h_evRHjjSk/s1600-h/360hayat(1).jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SFTStKEiW8I/AAAAAAAAAHQ/9h_evRHjjSk/s200/360hayat(1).jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5212022342013836226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blog için yazdığım &lt;a href="http://360derecehayat.blogspot.com/2007/11/hepinize-merhaba.html"&gt;ilk yazının &lt;/a&gt;son paragrafının, logonun okunmasına yardımcı olacağını düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tesadüf eseri şu sıralar okuduğum bir kitabın içeriği logonun üzerindeki renkleri çağrıştırıyor bana...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın adı; Türkiye'de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey**; yazarı Akdoğan Özkan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akdoğan Özkan kitabın giriş yazısında Borges'in 85 yaşında kaleme aldığı bir şiirini bize aktarıyor ve Ölü Ozanlar Derneği filminden bir alıntı ile yazısını tamamlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sil baştan yaşama şansım olsaydı eğer,&lt;br /&gt; Korkmazdın daha çok riske girmekten,&lt;br /&gt; Daha çok yolculuğa çıkar,&lt;br /&gt; Gündoğumlarını kaçırmazdım asla,&lt;br /&gt; Hele dağlara tırmanmanın keyfini.&lt;br /&gt; Hiç bilmediğim yerlere giderdim gidebildiğimce.&lt;br /&gt; Doyasıya dondurma yer, boş verirdim kuru nimetlere"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki, arada güvenli limanlardan ayrılıp riske girmek, belki de "kendimize yeni bir hayat ısmarlamamız" şart...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölü Ozanlar Derneği filminde Profesör Keating'in öğrencilerine "Carpe Diem" aşısı yaptığı ilk dersinde kitaptan okuttuğu satırlarda denildiği gibi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kopar goncaları henüz vakit varken bugün&lt;br /&gt; Anlamazsın zaman nasıl kanatlanır, uçar gider&lt;br /&gt; O gonca sana gülücükler saçarken bugün&lt;br /&gt; Gelince yarın, sararır solar, boynunu büker"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adından da anlaşılacağı gibi kitap 101 öneriden oluşuyor... Bu tavsiyeleri okudukça "İşte bu mekanlar, coğrafyalar, eserler vs. değil mi hayatın renkleri?" diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal olarak insan kendine soruyor "Ben bunlardan hangilerini yaptım?" diye. &lt;br /&gt;Yapmadığım çok şey olduğunu görünce biraz kendime kızmadım desem yalan olur... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dut silkelemiş, babamı meyhaneye götürmüş, kanoyla olmasa da balıkçı teknesi ile Kekova'yı dolaşmıştım... Ama annemi İstanbul'da Asitane'ye götürmemiş, Küre Dağları'nda trekkinge çıkmamış, Cağaloğlu Hamamı'nda sefa yapmamıştım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SFTsWxmFbqI/AAAAAAAAAHY/ax4JYn1zMc8/s1600-h/kekova.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SFTsWxmFbqI/AAAAAAAAAHY/ax4JYn1zMc8/s200/kekova.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5212050544788860578" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;Kekova, Fotoğraf:Sam Field&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi ki önemli olan birebir yazarın önerilerini yerine getirmek değil, kendi isteklerimiz ve hayallerimiz doğrultusunda bu coğrafyadaki değişik renkleri görmek... &lt;br /&gt;Ve eminim ki o zaman biraz daha farklı bakmaya başlayacağız hayata, olaylara, insanlara ve hepsinden de önemlisi kendimize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akdoğan Özkan 101 şeyin içine "En Güzel Kitapları Oku" adlı bir bölüm eklemeyi de ihmal etmemiş ve kendince bir liste oluşturmuş ve bunun oldukça öznel bir liste olduğunu da belirtmiş. İçinde benim de sevdiğim bir çok kitap var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir bakınca listeye, Cemal Süreya'yı ve onun 50 yaşındaki kitabı Üvercinka'yı bulamadım. Doğan Hızlan'ın &lt;a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=9169634&amp;tarih=2008-06-14"&gt;Hürriyet Gazetesi&lt;/a&gt;'nde yazdıklarından etkilenerek ve Cemal Süreya'ya saygımı ifade etmek için yazımı onun çok sevdiğim bir şiiri ile kapatmaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SFUGKihjYkI/AAAAAAAAAHg/dQmTZ946yxM/s1600-h/cemal.s%C3%BCreya.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SFUGKihjYkI/AAAAAAAAAHg/dQmTZ946yxM/s200/cemal.s%C3%BCreya.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5212078921887212098" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;AŞK&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. &lt;br /&gt;Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. &lt;br /&gt;Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin &lt;br /&gt;Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık &lt;br /&gt;Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü &lt;br /&gt;Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti &lt;br /&gt;Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz &lt;br /&gt;Sanki hiç olmamıştı &lt;br /&gt;Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel lâflı İstanbullar &lt;br /&gt;Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lâfların dünyaların &lt;br /&gt;Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek &lt;br /&gt;Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken &lt;br /&gt;Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti &lt;br /&gt;Çünkü iki kişiydik &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya &lt;br /&gt;Bir dilim ekmeğin bir zeytinin başınaydı doymamız &lt;br /&gt;Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu &lt;br /&gt;İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük &lt;br /&gt;Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde &lt;br /&gt;Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra &lt;br /&gt;Sonrası iyilik güzellik &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemal Süreya (1954)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Arkadaşım Gül'e logo için uğraşları dolayısı ile teşekkürü bir borç bilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;** Özkan Akdoğan, Türkiye'de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey, 2007,İnkilap Kitapevi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-753628684503850839?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/753628684503850839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/753628684503850839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2008/06/trkiyede-lmeden-nce-yapmanz-gereken-101.html' title='Türkiye&apos;de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SFTStKEiW8I/AAAAAAAAAHQ/9h_evRHjjSk/s72-c/360hayat(1).jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-881870848629023516</id><published>2008-05-31T02:25:00.000-07:00</published><updated>2008-06-02T22:16:01.528-07:00</updated><title type='text'>Gözünde Işık Olan Çalışanlar ve Tüketici Memnuniyeti</title><content type='html'>Özellikle hizmet sektöründe tüketici ile temas kuran çalışanların (front-line workers) performansı şirketlerin başarısında, markaların değer trendlerinde kritik bir öneme sahiptir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Dün başıma gelen, benim için ilginç olan, bir olay uzun zamandır üzerine düşündüğüm noktaları birleştirmemi sağladı ve bu yazıyı yazmamda katalizör görevi gördü.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ankara'ya özel bir nedenle gitmem gerekiyordu, bir hafta önceden internet üzerinden gidiş dönüş biletimi Nilüfer Turizm'den almıştım. Nilüfer Turizm'i uzun süredir tercih etmemdeki en büyük neden servis noktası (Etiler,Uçaksavar) ve terminalinin (Kavacık) benim için çok verimli bir lokasyonlarda olmasıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SEEqlXo_SDI/AAAAAAAAAFU/C-7BCDP6sEQ/s1600-h/nil%C3%BCfer.otob%C3%BCs.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SEEqlXo_SDI/AAAAAAAAAFU/C-7BCDP6sEQ/s200/nil%C3%BCfer.otob%C3%BCs.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206489465706465330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün sonunda İstanbul trafiği bir işkence değil mi kimi zaman? Hatta çoğu zaman...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Etiler'deki servis noktasından Kavacık'a vardığım zaman internetten aldığım biletin çıktısını almak için terminal ofisine uğradım ve yanlışlıkla Ankara'dan İstanbul'a bilet aldığımı öğrendim... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hata tamamen bana ait. Kimseye kızamam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Oranın yetkilisi yanan biletimi şirketin kısa sürede jest olarak telafi edebileceğini ve bunun için doldurmam gereken formu bana getirdi. Güzel...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Aynı görevli yan taraftaki rakip firmanın terminaline kadar benimle eşlik etti... Orada malesef bir bilet bulamadım ama yine de gördüğüm ilgiden dolayı mutlu oluyordum. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Önümde üç seçenek vardı. Birinci seçenek eve gidip kapının önündeki arabayı alıp Ankara'ya gitmek için gecenin bir yarısı yola çıkmak, ikinci seçenek gece 1:30 otobüsünün gelmesini beklemek ve bir koltuğun boşalmasını ummak ya da sabah 7:00 otobüsüne bilet alarak evin yolunu tutmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hafif içkili olmam ilk seçeneği elememe yol açtı. Üçüncü seçeneği tercih edersem çok mutsuz olacağımı biliyordum. Eve yenilgi ile dönmek istemiyordum. İkinci seçenek içerdiği riskle birlikte fırsatları da barındırıyordu... Bir saat beklemeye karar verdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ve sonunda beklediğim otobüs geldi. Görevliden bir bayanın yanının boş olduğunu öğrendim ve dışarıda bekleyen o bayanın yanına giderek Ankara'ya nişan için gittiğimi ve bir yanlışlık sonucu biletsiz kaldığımı belirttim... En masum ses tonumla onu ikna etmeye çalıştım. Aldığım cevap "Ben özellikle bayan yanı istemiştim."... Benim bu cümleden yaptığım çıkarım "Ben senin ne durumda olduğunla ilgilenmem, yalnız başıma iki koltuğa da yayılırım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ve bir tesadüf beni bekliyordu... Riskin içindeki fırsat ortaya çıkıyor gibiydi. Ofise gelen bir beyfendi yanlışlıkla yanında bir bayanın olduğunu görevliye söyledi. "İşte budur" dedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Benden şimdiye kadar yardımını esirgemeyen görevli hemen beyfendinin yanındaki hanımefendi ile konuştu ve kendisi de gayet anlayışlı bir şekilde yan tarafı boş olan bayanın yanına geçti. Ve ben artık Ankara'ya bu otobüsle gidebilirdim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Gelelim hissettiklerime... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Nilüfer Turizm yetkilisinin gözündeki o ışığı görebiliyor ve verdiği elektiriği hissedebiliyordum. Yardımcı olmak istiyordu. İşini sahipleniyordu. Samimiydi...&lt;br /&gt;Zaten samimiyet değil miydi bu çağda ihtiyaç duyduğumuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SEEsyHo_SEI/AAAAAAAAAFc/I7qgn1TXrdw/s1600-h/%C3%A7ocukluk.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SEEsyHo_SEI/AAAAAAAAAFc/I7qgn1TXrdw/s200/%C3%A7ocukluk.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206491883773052994" /&gt;&lt;/a&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Şunu çok net söyleyebilirim ki bir hizmeti alırken, firmanın çalışanlarının bana verdiği enerjinin kutbu ve derecesi o firma ile çalışmaya  devam edip etmeme kararımda en temel rollerden birini oynamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ve milyonlarca insan da bunu yapıyor. Bilinen bir gerçek var ki çoğu kişi o hizmeti bırakmasının nedenini çok net bir şekilde açıklamıyor. Üzerinde düşünmüyor. Kimi firmalar da bunun üzerinde yeterince durmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SEK_v3o_SFI/AAAAAAAAAFk/D7KCNHg-wFQ/s1600-h/starbucks.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SEK_v3o_SFI/AAAAAAAAAFk/D7KCNHg-wFQ/s200/starbucks.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206934948304341074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gözleri parlayan, pozitif enerjisi dışarı taşan çalışanların şirketlerin başarısında, cirosunda çok önemli paya sahip olduğunu ve buradan hareket ederek bu özelliğe sahip çalışanlara şirketlerin iyi sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bu resim www.bulentozcan.com adlı siteden alınmıştır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-881870848629023516?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/881870848629023516'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/881870848629023516'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2008/05/gznde-ik-olan-alanlar-ve-tketici.html' title='Gözünde Işık Olan Çalışanlar ve Tüketici Memnuniyeti'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SEEqlXo_SDI/AAAAAAAAAFU/C-7BCDP6sEQ/s72-c/nil%C3%BCfer.otob%C3%BCs.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-4503174862882995180</id><published>2008-03-20T14:24:00.000-07:00</published><updated>2008-05-26T07:44:01.851-07:00</updated><title type='text'>Gelecek Tasarımda ve Gelecek Şimdi</title><content type='html'>Merhaba,&lt;br /&gt;İş hayatımda önemli bir değişiklik yapmamdan dolayı geçen sürede yazı yazmaya fırsat bulamadım... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bloğu açarken belirttiğim gibi, "En büyük amacım, pazarlama alanında düşünce üretmek. Kendimi disipline etmek ve düşündüklerimi sizlerle paylaşmak."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim asıl konumuza...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gelecek Tasarımda ve Gelecek Şimdi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüz dünyasında, bir çok kategoride ürün ve hizmetlerin (bundan sonra sadece ürün kelimesi kullanılacaktır) birbirine gitgide benzediğini hepimiz görüyoruz. Bu noktada farklılaşmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bunu gören firmalar çıkışı markalarını ağırlıkla duygusal faydalarla sarmalamakta bulmuyorlar mı? Doğru... Yapacak fazla bir şey yok... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu Dünyada Tasarım Nerede Duruyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasarımı fonksiyonellik ve duygusallıkla içiçe geçmiş bir olgu olarak görüyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleki tasarımdaki kimi öğeler ürünün fonksiyonelliğini etkilerken diğer taraftan bazı unsurlar da duygusal alana fazlası ile hizmet ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gillette'in Fusion adlı tıraş bıçağını ele alırsak VI. bıçağı ile tek bıçağın hassaslığını bize sunarak yüzümüzdeki bir çok bölgede tıraş olurken işimizi kolaylaştırmaktadır. Fonksiyonellik bu olsa gerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SBrVwi3-feI/AAAAAAAAADs/WxQgQ7wAiko/s1600-h/gillette.fusion.b%C4%B1%C3%A7ak.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SBrVwi3-feI/AAAAAAAAADs/WxQgQ7wAiko/s200/gillette.fusion.b%C4%B1%C3%A7ak.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195700150097313250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan Fusion serisinin tasarımı gerçekten de şık, canlı ve dinamik. Erkeklerin zaten onlarca kişisel bakım ürünü olmadığını düşünürsek, bir çok erkeğin banyosunda ürün olarak Fusion'ı kullanmak istemesini anlamak zor olmasa gerek. "Kişinin kendine değer vererek mutlu olması." İşte duygusal bir fayda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SBraHS3-ffI/AAAAAAAAAD0/KJAvIAsH_os/s1600-h/gillette.fusion.gel.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SBraHS3-ffI/AAAAAAAAAD0/KJAvIAsH_os/s200/gillette.fusion.gel.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195704938985848306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasarım alanında özellikle duygusal alana hitap eden çalışmaların kişilerin başkaları ile paylaştığı, başkalarına gösterdiği ürünlerde daha çok ön plana çıktığını söyleyebilirim. Giyim ve aksesuvar sektörü baştan sona buna örnek gösterilemez mi?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir mp3 player olan i-pod'u "icon" haline getiren en önemli faktör tasarımı değil midir? Bankaların ardı ardına daha prestijli, estetik değeri daha yüksek kredi kartlarını piyasaya sürmeleri bir tesadüf müdür? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SBstgS3-fjI/AAAAAAAAAEU/a5VYdNYsPsI/s1600-h/black.hsbc.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SBstgS3-fjI/AAAAAAAAAEU/a5VYdNYsPsI/s200/black.hsbc.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195796627947683378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emtialaşma (commodization) sürecine girmiş bir çok kategoride önemli çıkış yollarından birinin tasarımdan geçtiğini düşünüyorum. Yine önemli markalar tarafından domine edilmiş pazarlara yeni girecek firmaların en önemli silahının "farklı tasarımlar" olduğunu belirtebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, sıvı sabun pazarında onlarca marka ile karşılaşırız. Bu pazarda ürünlerin fonksiyonel faydası ise yaklaşık olarak birbirinin aynısı...Pazarda başarı için çözüm kısmen* tasarımda. Banyomuzda bir aya yakın bir zaman tuttuğunuz bir üründen bahsediyoruz. Satın alma kararını da ağırlıkta estetik duyarlılıkları daha yüksek olan bayanların yaptığını düşünürsek pek de yanlış çıkarımda bulunmadığımızı söyleyebilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SBsTqi3-fiI/AAAAAAAAAEM/p9o_ODRFJXw/s1600-h/liquid.soap.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SBsTqi3-fiI/AAAAAAAAAEM/p9o_ODRFJXw/s200/liquid.soap.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195768216739020322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, günümüz rekabetçi piyasasında bu gerçekliği görmezden gelen firmaların uzun süre yaşama şansının olduğunu düşünmüyorum. O yüzden şirketler, bol sıfırlı paralarını sundukları veya sunmaya hazırlandıkları ürün ve hizmetlerin tasarımlarına ayırmak zorundadır. Bu ise üretici bakış açısından çıkıp pazarlama dünyasının denizlerine yelken açmayı gerektirmektedir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalın... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tasarımın her problemi çözme gücü olmadığını da kabul etmek gerekir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-4503174862882995180?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/4503174862882995180'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/4503174862882995180'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2008/03/gelecek-tasarmda-ve-gelecek-imdi.html' title='Gelecek Tasarımda ve Gelecek Şimdi'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/SBrVwi3-feI/AAAAAAAAADs/WxQgQ7wAiko/s72-c/gillette.fusion.b%C4%B1%C3%A7ak.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-6891612239639139361</id><published>2007-12-19T15:39:00.000-08:00</published><updated>2007-12-21T10:45:38.968-08:00</updated><title type='text'>Marka Değer Piramidi</title><content type='html'>Bilançonun varlıklar kısmı hepimizin bildiği üzere iki bölümden oluşur. Dönen ve duran varlıklar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duran varlık kalemleri arasında ise ticari alacakları, stokları, yatırım amaçlı gayrimenkulleri, maddi ve maddi olmayan varlıkları sayabiliriz. Maddi duran varlıklar arasında ise arsalar, üretim parkları, binalar vs. yer alır. Maddi olmayan duran varlıklar arasında ise marka ve patent hakları bulunur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüz iş ortamında, bir çok şirketin bilançosunda maddi olmayan duran varlıklar (intangible assets) arasında yer alan marka değeri önemli bir yer tutmaya, hatta maddi varlıkları geçmeye başlamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şirketler bilançolarının bu kalemine değer kazandırmak amacıyla çok yüklü yatırımlar yapmaktadırlar ve bilmektedirler ki güçlü marka değerlerine sahip olmadan karlı büyümek artık mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğun rekabet ortamında bir çok ürün emtialaşmış (commoditization) durumda. İşte bu kalabalıkta markalarına değer kazandır(a)mayanları çok açık bir gelecek bekliyor: Ticari faaliyetlerini sonlandırmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde okuduğum bir dokümandan(1) aldığım aşağıdaki grafik aslında marka değeri konusunda çok önemli noktaları bize göstermekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R2u9wZ_Vy-I/AAAAAAAAACg/BcVEHJT9Zfo/s1600-h/brand.value.pyramid.jpeg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R2u9wZ_Vy-I/AAAAAAAAACg/BcVEHJT9Zfo/s200/brand.value.pyramid.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5146415638508850146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piramidin en altında ürünlerin ve hizmetlerin tüketiciye sunulan özellikleri yer alıyor. Bunlar firmaların tüketiciye sunmakta çok da fazla zorlanmadıkları ama başka firmalar tarafından taklit edilmesi en kolay özellikler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deterjan sektöründen bir örnek verelim isterseniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tüketici araştırması yapılsa ve tüketiciye çamaşır deterjanından temel beklentileri sorulsa aşağıdaki cevaplarla karşılaşırız diye düşünüyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;  * Çamaşırları temizlemesi&lt;br /&gt;  * Çamaşırların renklerini soldurmaması ve çamaşırları temizlerken yıpratmaması&lt;br /&gt;  * Çamaşırlar yıkandıktan sonra bıraktığı kokunun güzel olması vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan çamaşır deterjanı pazarında bir markanın yukarıdaki beklentileri karşılaması tartışmasız bir zorunluluktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piramidin ortasında ise gücünü piramidin tabanından alan fonksiyonel ve duygusal faydaları görüyoruz. Yavaş yavaş bir şeyler şekillenmeye başlıyor bu noktada. Yapılacak iletişim çalışmalarında nasıl bir tona sahip olunacağı, neyin daha çok sahiplenileceği, nasıl rakip markalardan farklılaşılacağı vs. bu noktada sorulması gereken stratejik sorular olarak ortaya çıkıyor.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye çamaşır deterjanı pazarından devam edecek olursak, burada karşımızda çok güçlü iki marka var. Bir tanesi Ariel, diğeri ise Omo.  Yıllardır fonksiyonel faydaların ön plana çıkarıldığı bu pazarda Omo tüketiciyi kalbinden yakalamak için "Kirlenmek Güzeldir" dedi, pazara kendince yeni bir bakış açısı getirdi ve taşları yerinden oynattı. Kendini tüketici gözünde farklı bir yere koydu, farklılaştırdı. (Bu Ariel'in  başarısız olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R2u8xZ_Vy8I/AAAAAAAAACQ/jGJZ00gnxj0/s1600-h/kirlenmek.g%C3%BCzeldir.omo.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R2u8xZ_Vy8I/AAAAAAAAACQ/jGJZ00gnxj0/s200/kirlenmek.g%C3%BCzeldir.omo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5146414556177091522" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok kategoride ikinci kata çıkmış marka sayısı bir elin parmaklarını &lt;br /&gt;geç(e)mez, ikinci katta olanların ise yerlerinin sağlamlığı &lt;br /&gt;tartışmaya açıktır. Şu an piyasada bulunan onlarca markanın önümüzdeki yıllarda raflardan ve zihinlerden silineceğini söylemek hayalperestlik olmayacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim marka değer piramidinin üst kısmına. Burada artık değerler, duygular, ruhsal öğeler vardır markanın içerdiği ve tüketiciyi kendine çeken. Bu bölgeye ulaşmak her babayiğidin harcı değildir. Çok ciddi zeka, emek ve cesaret ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Body Shop, Nike, Apple, Starbucks, Coca-Cola piramidin üst katına çıkmış markalardan ilk aklıma gelenlerdir. Bu markaların iletişimlerine baktığımız zaman tüketicilerini saran yaklaşımlarını görüyoruz. Artık onlar tüketicileri için vazgeçilmezdir ve hayatlarının bir parçalarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek vermek gerekirse, The Body Shop'ın savunduğu ilkeler vardır (2) (Hayvanlar üzerinde deney yapılmasına karşıyız. Yerel ticareti destekliyoruz. Kendinizi önemsemenizi öneriyoruz. İnsan haklarını savunuyoruz. Dünyamızı koruyoruz.) ve bunlar bir kozmetik firmasının belki de çok da sahiplenmek zorunda olmadığı ilkelerdir ama The Body Shop bunları savunduğu için biraz da "The Body Shop" olmuştur. Tüketicisine "Senin kaygılarını ben de taşıyorum." diyerek onlardan biri olmuştur, ona yakınlaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R2vMOJ_VzAI/AAAAAAAAACw/CXEkv_187tQ/s1600-h/be.fair.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R2vMOJ_VzAI/AAAAAAAAACw/CXEkv_187tQ/s200/be.fair.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5146431542772747266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nike bir spor malzemesi markasının ötesinde anlamlara ve çağrışımlara sahiptir artık tüketicileri için. Nike bu algıyı yaratmak için çok çalışmaktadır, markasına yatırım yapmaktadır. Çok başarılı bulduğum çalışmalardan bir tanesi de global bir çalışmanın Türkiye ayağı olan "Koş Türkiye" (3)kampanyasıdır. İnsanlar haftanın belli bir günü, belli bir saatte bir araya gelerek, koşuyorlar, spor yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu kampanyaya katılan biri nasıl Nike'ın sadece bir spor malzemesi markası olduğunu düşünür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R2v10J_VzBI/AAAAAAAAAC4/Jd1e9XCqVN4/s1600-h/run.turkey.nike.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R2v10J_VzBI/AAAAAAAAAC4/Jd1e9XCqVN4/s200/run.turkey.nike.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5146477275584515090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak; marka piramidin tepesine çıkmak aynı zorlu bir dağa çıkmak gibi, önceden rotayı iyi belirlemek çok önemli, iyi ve gerekli malzemeleri eksik etmemek gerek ve bir de cesaretin kanda dolaşması şart.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalın sağlıcakla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar:&lt;br /&gt;(1)www.summary.com, Executive Book Summaries, Brand Asset Management&lt;br /&gt;(2)www.thebodyshop.com&lt;br /&gt;(3)www.runturkey.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-6891612239639139361?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6891612239639139361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6891612239639139361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2007/12/marka-deer-piramidi.html' title='Marka Değer Piramidi'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R2u9wZ_Vy-I/AAAAAAAAACg/BcVEHJT9Zfo/s72-c/brand.value.pyramid.jpeg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-9209957575770690979</id><published>2007-12-02T08:05:00.000-08:00</published><updated>2007-12-09T10:09:43.336-08:00</updated><title type='text'>Tüketici ile Bağları Kuvvetlendirmek</title><content type='html'>Tüketiciyi anlamak hepimizin bildiği üzere modern dünyada iş yapabilmenin olmazsa olmazlarından bir tanesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar karmaşıklaşan, hedef pazarların bu kadar genişlediği dünyada, mahalle bakkalının sahip olduğu müşteri bilgisine ve aşinalığına sahip olmak için şirketler de bir takım gelişmiş alt yapılar kullanıyor doğal olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, mahalle bakkalının sahip olduğu müşteri bilgisi. Yanlış duymadınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;200-300 civarı bir müşteri portföyüne sahip olan mahalle bakkalı, müşterilerinin neler tükettiğini, beğenilerini, ekonomik durumlarını, işlerini, aile yapılarını çok iyi bilirdi. Onların dükkanına gelmesi ile birlikte, müşterilerine önerilerde bulunur ve samimi bir şekilde onlara yardımcı olurdu. Belki bilinçli olmasa da onlarla bağını kuvvetlendirirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölçekler büyüyünce, sku (stock keeping unit) sayıları artınca, müşteri sayısı fazlaşınca, operasyon yapılan pazarların alanı büyüdükçe bakkalın hafızasının ötesinde araçlara ihtiyaç duydu şirketler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketicileri de elde tutmak zorlaşmıyor muydu her geçen gün?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Onları anlamak, onlara dönük çözümler üretmek, onlara değer vermek, onlarla ilişki kurmak gerekiyordu ki şirketler hayatta kalabilsin, değirmene su gelsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu noktada CRM (Customer Relationship Management)'i daha çok duymaya başladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nedir Bu CRM?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CRM denilen kavram yetenekli bakkalın kendi işine yönelik yarattığı yapıyı temsil eden bir modeller bütünüdür. Bu modeller; içerisinde farklı uygulamaları ve aşamaları barındırmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amacım bu yazıda çok kapsamlı bir konu olan CRM'in detaylarına girmek değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlük hayattan bir kaç örnekle farklı CRM yaklaşımlarını pazarlama çerçevesinden değerlendirmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tüketici ile Bağları Kuvvetlendirmek&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok firmanın dağıttığı sadakat kartları cüzdanlarımızı dolduruyor. Hatta cüzdanlara yetmediği için çekmecelerimiz onlarla dolu. Sırf Migros'taki indirimden faydalanmak için kasiyerden 1 ytl'ye bir çok kez Migros Club Kart almışımdır. (Not: Koç grubunun diğer bir uygulaması olan ve bir türlü içimin ısınmadığı Paro'yu ise başka bir yazımın konusu yapmayı planlıyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Shell Smart Card&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzin istasyonlarının bir yönden şanslı olduğunu düşünüyorum, en azından sadakat kartlarının arabada taşınma şansları var. Bu durum, kişinin o kartı daha fazla kullanmasına imkan sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R1vZZU_Y2lI/AAAAAAAAABo/ogsIaA6Srts/s1600-h/shell.club.smart.jpeg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R1vZZU_Y2lI/AAAAAAAAABo/ogsIaA6Srts/s200/shell.club.smart.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5141942428728089170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Shell'den bir tüketici olarak gayet memnunum.Benim eksik bulduğum ise bu kart ile Shell'in benimle bağını kuvvetlendirmemesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önerim; isme ait olmayan bu kartları belli seviyede kullanan insanlara benzin istasyonlarında form doldurtarak, gerekli iletişim bilgilerinin (e-mail, gsm vs.) izinli olarak bu insanlardan alınması, daha sonra bu tüketicilerle iletişime geçilerek, onlarla kurulmuş bağın kuvvetlendirilmesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılacak çok şey olabilir: Araba dünyasına yönelik faydalı bilgilerin olduğu e-bültenler, doğum gününde o kişiye özel kutlama ve indirim e-postası, bir takım promosyonların duyurulduğu gsm mesajı vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu Shell yapabilir mi? Kesinlikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dry Center Plus Card&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekmecemdeki veya cüzdanımdaki sadakat kartlardan bir diğeri kuru temizleme firması Dry Center'a ait. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metrocity alışveriş merkezindeki şubelerini her zaman kullanırım ve bundan bir yıl önce isme verilen bu kartlarından aldım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana %10'luk fiyat avantajı sağlıyor. Firmanın hizmet kalitesinden de oldukça memnunum. Geçenlerde kartı yanımda taşımadığımdan bu indirimden faydalanamadım. Daha önce aynı durumda görevliye ismimi söyleyerek bu indirimden faydalanmıştım. Bu durumu anlayamadım. Ama konuya itiraz da etmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R1wqvk_Y2mI/AAAAAAAAABw/mU9i_--csro/s1600-h/dry.center.metrocity.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R1wqvk_Y2mI/AAAAAAAAABw/mU9i_--csro/s200/dry.center.metrocity.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5142031871422028386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada kafamda bir takım soru işaretleri uyandı. Acaba her firmanın, ben de sadakat sistemi kuracağım demesi ne kadar mantıklı? Diğer bir nokta, bu sadakat kartı bir indirim kartından öteye gitmiyorsa, tüketici ile bağı kuvvetlendirmiyorsa neye hizmet ediyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunları pazarlama ekseninde değerlendirmek ve başarılı iş yapış biçimleri ile başarısız örnekleri birbirinden ayırmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalın sağlıcakla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-9209957575770690979?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/9209957575770690979'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/9209957575770690979'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2007/12/tketici-ile-balar-kuvvetlendirmek.html' title='Tüketici ile Bağları Kuvvetlendirmek'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R1vZZU_Y2lI/AAAAAAAAABo/ogsIaA6Srts/s72-c/shell.club.smart.jpeg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-2721271842312074118</id><published>2007-11-18T04:42:00.000-08:00</published><updated>2007-11-18T12:59:17.967-08:00</updated><title type='text'>Trend Gözlüğü</title><content type='html'>Bir çırpıda okunan kitapları her zaman severim. Bu tür kitapların dili akıcıdır, içeriği net ve basittir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dönemde okuduğum böyle bir kitabı sizinle paylaşmak istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trend Gözlüğü, orjinal adı ile "The Trendmaster’s Guide: Get a Jump on What Your Customer Wants Next". &lt;br /&gt;Yazarı Robyn Waters, son olarak perakende zinciri Target'ın; Trend, Dizayn ve Ürün Geliştirme'den sorumlu başkan yardımcısı olarak çalıştıktan sonra şu an bir çok deneyimli profesyonelin yaptığı gibi danışmanlık hizmeti &lt;br /&gt;veriyor ve buna ek olarak deneyimlerini konferanslarda katılımcılarla paylaşıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R0BVvS9-aTI/AAAAAAAAABQ/jbLWJz4kfjA/s1600-h/the.trendmaster%27s.guide.robyn.waters.jpeg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R0BVvS9-aTI/AAAAAAAAABQ/jbLWJz4kfjA/s200/the.trendmaster%27s.guide.robyn.waters.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134197846236358962" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu kitabın Türkçe çevirisini Murat Yurddaş'ın kaleminden okudum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap Waters'in önem verdiği içgörülerin (insight) gayet basit cümlelerle açıklandıktan sonra o içgörüye uygun örnekler vermesi ile akıp gidiyor. Kitap Anten (Antenna) maddesi ile başlıyor ve Zen maddesi ile sona eriyor. A'dan Z'ye bir içgörüler kitabı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitaptan beğendiğim birkaç içgörüyü sizinle paylaşmak ve bir kaç örnek vermek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Füzyon&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gerçekten kalıcı olabilme gücüne sahip trendler genellikle birbirleri ile kaynaşmış bir dizi küçük trendden oluşur. Birbirleriyle kesişen ve birbirlerini tamamlayan trendlerin tüketici tarafından benimsenmeleri olasılığı daha yüksektir. Füzyon, tüketicinizin değerleriyle uyumlu bir ürün sunmamızı çok kolaylaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gogurt; sıkılarak kullanılan bir tüp içinde sunulan; atıştırmalık bir yoğurt ürünüdür. Pratik, taşınabilirlik ve sağlıklı çerez trendleri birleştirmekte ve kendine has bir pakette sunmaktadır. General Mills ve Yoplait, Gogurt'u piyasaya ilk sürdüklerinde bu ürünü çocuklar için eğlenceli, anneler için pratik hale getirdikleri için bu füzyondan kazanç sağlayabileceklerini biliyorlardı." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim aklıma gelen diğer bir örnek ise Nescafe'nin 3'ü 1 aradası. Pratikliği, aynı Gogurt da olduğu gibi tüketicisine sunan, kahveyi daha zahmetsiz tüketmemizi (şeker ve krema kullananlar için) sağlayan bir çözüm; bir pazarlama başarısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürün portföylerimizde yaratacağımız yeniliklerin bir bacağında kesinle artan mobilite ve hızı hesaba katan çözümler olmalı diye düşünüyorum, füzyonun diğer bacakları da en az ilk bacak kadar oldukça önemli tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaptaki maddelerden bir tanesi de;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kendisi Olmak&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kendisi olma kavramını ne yazık ki bugünlerde sıkça duyamıyoruz. Bunun nedeni, mağaza raflarının tüketiciyi heyecanlandırmayan bir sürü kişiliksiz nesne ile tıka basa dolu olması olabilir. "Kendisi olan" ürünlerde ise bir doğruluk, bir gerçeklik havası bulunur. Swiss Army bıçaklarını, Mont Blanc kalemleri, kusursuz Martini'yi ya da özel Diamond tuzu düşünün. Dünyanın kontrolden çıktığını ya da değerlerin karıştığını hissetmeye başladığımızda trend olmayan, çok trend haline dönüşebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kimse sütlacı sıradan, yalnızca büyükannelerimizin gözünde değeri olan kişiliksiz bir tatlı olarak görebilir. Bugün sütlacın sıradanlıktan kurtulup, satın almak için yolumuzu değiştimemize neden olacak lüks bir tatlı haline gelebileceğine herhalde çok az insanın aklına gelir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rice to Riches, işte tam bunu yapmıştır. New York'un SoHo'ya bitişik şık bir bölgesi olan Nolita'daki bu küçük dükkan, sütlacı adeta baştan yaratmıştır. Tüketiciler burada sunulan yirmiyi aşkın farklı lezzetteki sütlaçlardan alabilmek için yollarını değiştirmekte ve yirmi dakika sıra beklemeyi göze alabilmektedir.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Bu farklı tatlı dükkanının tasarımı her yönü ile "kendisi olma" kavramına uygundur. Lezzetlerden soslara, masalardan kaselere kadar. Ön cam bile bir pirinç tanesi biçiminde yapılmıştır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R0BVBC9-aSI/AAAAAAAAABI/R0AeXbTQpg0/s1600-h/rice.to.riches.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R0BVBC9-aSI/AAAAAAAAABI/R0AeXbTQpg0/s200/rice.to.riches.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134197051667409186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Trendleri izleme çılgınlığına kendinizi kaptırıp gerçekten iyi olan, zamana direnen ürünleri unutmak. Kalıcı olanı, modası sonsuza kadar sürecek olanı göz ardı etmeyin. Bir sonraki trendin ne olacağına odaklanırken çekiciliğini koruyan şeyleri bir kenara atmayın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim vereceğim örnek ise oldukça yerel olacak. Pilove. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R0BelC9-aUI/AAAAAAAAABY/E7CJcy6Gduc/s1600-h/pilove.logo.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R0BelC9-aUI/AAAAAAAAABY/E7CJcy6Gduc/s200/pilove.logo.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134207565747349826" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an biri Metrocity alışveriş merkezinde olmak üzere iki şubesi olan küçük bir yemek zinciri. Şu an emekleme aşamasında olan bu zincirin "Kendisi Olması"nı sağlayan ise bildiğimiz pilavın aynen Rice to Riches da olduğu gibi değişik tatlarını bize sunması. Tabii emekleme aşamasında yapacağı stratejik bir hata, onu farklı yerlere götürebilir. Potansiyel hataya örnek, kebap veya lahmacun satmaya başlamak olabilir. Bu arada sadık bir müşterileri olduğumu söyleyebilirim.&lt;br /&gt;Ancak Rice to Riches örneğinden çok şey öğrenebileceklerini de düşünüyorum. Bu yazının konusu olmadığı için bu konuya girmiyorum.(Ne tesadüf ki iki ürünün hammaddesi de pirinçtir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R0Be0i9-aVI/AAAAAAAAABg/XnTRdFLTIGg/s1600-h/girit.pilav%C4%B1.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R0Be0i9-aVI/AAAAAAAAABg/XnTRdFLTIGg/s200/girit.pilav%C4%B1.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134207832035322194" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;em&gt;Girit Pilavı &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zen&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" "Karşıtlıklar birbirini tamamladığında her şey uyum içinde olur." Eski çağların Çinli düşünürü Lao Tzu trend izleme sanatında beni en çok büyüleyen şeyin özünü yakalamıştır. Her yin için bir yang vardır. Her trend için bir karşı trend vardır. Gerçek bir Zen anlayışı içinde karşıtlıklara kucak açın. İkilikleri benimseyin. Kutupları kabul edin. Namaste (Yoga ve Reiki ile ilgilenenlerin kullandıkları bir selamlama sözcüğü)&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Hızlı restorantların çoğalması ile birlikte sağlıklı beslenme trendi de gelişmiştir. Bel çevremiz genişledikçe ülkenin yer yanındaki spor kulüplerine üye olanların da sayısı artmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;British Elle dergisine göre bizler, "Ekstazi ve Ekinazya" kuşağının temsilcileriyiz.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Kıssadan hisse: düşmek modaya uygundur. Siz de öyle yapın. Kesinlikler içinde sıkışıp kalmayın. Birbirine tümüyle karşıt trendleri benimsemekte rahat olun. Çelişkiler çekici ve baştan çıkarıcıdır. F. Scott Fitzgerald şöyle demişti: "Birinci sınıf bir beynin göstergesi aynı anda iki karşıt düşünceyi barındırabilmesi ve buna karşın düşünmeyi sürdürebilmesidir." Trend zenini uygulamayı öğrenin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne denilebilir ki buna?&lt;br /&gt;Teşekkürler Robyn Waters. Teşekkürler Murat Yurddaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar: &lt;br /&gt;&lt;em&gt;* Trend Gözlüğü, Waters R.,Yayına Hazılayanlar: Yurddaş M., Apak Z.A., TrendDesk Yayınları, 1. Baskı,Temmuz 06&lt;br /&gt;*www.rwtrend.com&lt;br /&gt;*www.ricetoriches.com&lt;br /&gt;*www.pilove.com.tr&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-2721271842312074118?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/2721271842312074118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/2721271842312074118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2007/11/trend-gzl.html' title='Trend Gözlüğü'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/R0BVvS9-aTI/AAAAAAAAABQ/jbLWJz4kfjA/s72-c/the.trendmaster%27s.guide.robyn.waters.jpeg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-6950634972903256965</id><published>2007-11-11T06:20:00.000-08:00</published><updated>2007-11-11T15:43:29.247-08:00</updated><title type='text'>Etkileşim ve Sabitlik</title><content type='html'>"İstanbul'da yaşamaya başladıktan sonra sık sık Ankara'ya ailemi ve o zamanki kız arkadaşımı ziyarete giderdim. Bilmeyenler için söyleyeyim, İstanbul-Ankara arası ulaşım otobüs ile yaklaşık olarak 5 saat sürer. Bu sürede yanına oturduğum kişi ile kimi zaman çok iyi iletişim kurmuş, hatta yolculuk sonrasında birbirimizin telefonunu almışızdır. Kimi zaman ise merhabanın ötesinde bir iletişimim olmamıştır. Hatta şu yolculuk bitse de kurtulsam demişimdir...&lt;br /&gt;İşte biz de Coca Cola olarak yanına oturduğumuz kişilerle sohbet edebilmek, onlara yakınlaşabilmek için ortak bir konu yaratıyoruz. Bunun spor, Türkiye için konuşacak olursak ağırlıkla futbol olması kadar doğal bir şey yok."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta ortasında Eğitişim Kariyer Enstitüsü tarafından düzenlenen ve bir gün süren Spor Pazarlaması Oturumları'na katılma fırsatım oldu.&lt;br /&gt;O gün dinlediğim konuşmacılar arasında Coca-Cola Pazarlama Varlıkları Grup Müdürü Levent Soygür de vardı.  Kendisi niye futbolu iletişimlerinde kullandıklarını kendi hayatından çok güzel bir benzetme ile anlattı. İşte yukarıdaki yazı da Levent Bey'in bire bir olmamakla beraber, o gün yaptığı açıklamalardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketici ile ortak zemin yaratmak, ortak konu açmak işin önemli bir ayağı ama tek başına yeterli mi? Değil tabi ki de.&lt;br /&gt;Ortak zemine konsept(concept) dersek, uygulama(execution) da ikinci önemli ayaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimizin bildiği üzere pazarlama tarihinin dehlizleri birbirini iyi tamamlayamayan bu çiftlerle doludur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi bir ikiliyi günümüz dünyasında ortaya çıkarırken dikkat etmemiz gereken noktalar neler peki? Ben bu yazımda sadece önemli bulduğum ikisini ele alacağım.&lt;br /&gt;Bu noktada hedef kitle olarak ağırlıkla nesil C (generation C) olarak adlandırılan 0-20 yaş arası kitleyi ve geniş kitlelere ürünlerini sunan markaları (mass market brands) göz önünde bulunduruyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;* Etkileşim (interaction):&lt;/strong&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nesil C sokakta çok fazla top oynamadı, komşu bahçelerde ağaçlardan meyve koparmadı, dışarıda deli gibi terleyip annesinden azar işitmedi. Bu jenerasyon günün sonunda enerjisini bir türlü atamadı. Birikmiş bir enerjisi var. Pasiflik ona göre değil. &lt;br /&gt;Bu nesil aynı zamanda büyümüş de küçülmüş. Bir çok konuda fikir sahibi, küresel ölçekte dünyayı tanıyor. Yorum yapmak istiyor.Yereli yeri geldiği zaman yerden yere vurabiliyor. &lt;br /&gt;Annesi ve babası gibi politize olma ihtimali çok yok.&lt;br /&gt;Aidiyet duygusunu sağlayan unsurlar arasında markalar önemli bir yer tutuyor.&lt;br /&gt;Elinde onu dünyaya bağlayan hazır araçları mevcut. (cep telefonu, internet bağlantılı bilgisayarı).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakın tüketiciniz fikir beyan etsin, bırakın tüketiciniz bir şeyler katsın markanıza. Bunun yolunu açın, açmazsanız onlar zaten yapacaklar. Onların enerjileri çok fazla.&lt;br /&gt;Güzel bir örnek, Mentos. Youtube'a "Mentos" diye girdiğimiz zaman 15.800 video çıkıyor karşımıza. Değeri milyonlarca dolara denk gelen bir iletişim çalışması. (Detayları başka bir yazının konusu olabilir.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Facebook'ta, Türkiye'den Nutella sevenlerin bir şeyler yapmış olabileceğine inanıyordum ve Nutella Sevenler Derneği'ni buldum. Belki de bu grubu firma ile ilgili birisi kurdu ama sonuçta şu an 3.000'e yakın üyesi var. Bunlardan birisi de benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/RzcvQhIg5cI/AAAAAAAAAAo/FeLs9Tcy3N0/s1600-h/nutella.sevenler.derne%C4%9Fi.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/RzcvQhIg5cI/AAAAAAAAAAo/FeLs9Tcy3N0/s400/nutella.sevenler.derne%C4%9Fi.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5131622261230462402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;* Sabitlik (constancy):&lt;/strong&gt; Sabitlik ile kastedilen yapılan iletişimin, ana değerlerle oynamadan, uzun süre boyunca tekrarlanması. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'den güzel bir örnek Rock'n Coke. &lt;br /&gt;5 yaşını doldurdu ve yaşamaya devam edecek gibi...İyi analiz edilerek yola çıkıldığı belli, markaya kattıklarının çok değerli olduğu tartışılmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü örneklere ise onlarca marka(!) ve firma ismi verilebilir ama gerek yok. Onları zaten tüketici de hatırlamıyor.Hatırlananların ise işlerinin başka yönlerinde ciddi avantajları var. Örneğin iyi penetrasyon, pazara önce girmiş olmak vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada pazarlama oldukça dinamik bir alandır, "sabitlik"; anlamı itibarı ile olumsuz çağrışımlar yapabilir ama yapmamalıdır çünkü belli noktalarda sabit olmadan katma değer yaratabilmek mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Coca-Cola'dan bir örnek verirsek, "Bırrr" kampanyası Coca-Cola'nın "serinlik" temalı iletişim briefinin sonunda ortaya çıkmış yaratıcı bir uygulamadır. Coca-Cola ilk kez mi serinliği kullanıyor iletişiminde? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevap vereyim, 100 yıldan fazla bir zamandır &lt;br /&gt;kullanıyor.*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/RzeRCRIg5fI/AAAAAAAAABA/NvCM-7hJnq4/s1600-h/coca-cola.refreshing.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/RzeRCRIg5fI/AAAAAAAAABA/NvCM-7hJnq4/s200/coca-cola.refreshing.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5131729768556848626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalın sağlıcakla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;* Kaynak: http://heritage.coca-cola.com/&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-6950634972903256965?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/6950634972903256965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2007/11/etkileim-ve-sabitlik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6950634972903256965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6950634972903256965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2007/11/etkileim-ve-sabitlik.html' title='Etkileşim ve Sabitlik'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_0mm3_EAtyO8/RzcvQhIg5cI/AAAAAAAAAAo/FeLs9Tcy3N0/s72-c/nutella.sevenler.derne%C4%9Fi.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-6004794892930153601</id><published>2007-11-05T12:46:00.000-08:00</published><updated>2007-11-11T03:59:08.462-08:00</updated><title type='text'>Samimiyet ve Facebook</title><content type='html'>Son zamanlarda hakkında en çok konuşulan internet şirketlerinin başında "facebook" geliyor. Gün geçmiyor ki Türkiye'deki gazetelerde facebook ile ilgili bir haber veya yorum çıkmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki nedir facebook'u bu kadar gündemde tutan, değerli kılan ve başarılı yapan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada bir çok neden sayılabilir ama ben bu yazımda en önemli gördüğüm ürün özelliğine (attribute) değineceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samimiyet(intimacy). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle facebooktaki isimlerin büyük bir kısmı gerçektir. Yani insanlar bir takma ismin arkasında kendilerini perdelememişlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1998 yılında Boğaziçi Üniversitesi'ne geldiğimde, ben dahil bir çok öğrenci akşamları bilgisayar laboratuvarında mirc programı ile sohbet etmeye başlamıştı ve insanların bir takma adı vardı. Belli bir süre sonra insanlar bu programı kullanmaktan vazgeçti çünkü işin içindeki perdeler, maskeler(İnsanlar değişik nedenlerle yaşadığı ili, mesleğini ve hatta cinsiyetini bile farklı söyleyebiliyordu.) ve kullanıcıların genel profil düşüklüğü harcanan zamanı eğlenceden çok bir vakit kaybına dönüştürmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama facebook tamamen samimi... Çünkü ürünü oluşturan kullanıcıları(yarattıkları profiller, uygulamalar, gruplar) gerçek ve içten. O yüzden facebook değerli ve değerli olmaya devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok klasik bir örnek olacak ama,Starbucks'a kendimizi evimizde hissettiğimiz için gitmiyor muyuz? Güleryüzlü çalışanları, sıcak dekorasyonu, evdeymişçesine yayıldığımız koltukları samimiyetten uzak mı sizce? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada samimiyetin sadece ekonomik segmentteki markalara özgü bir özellik olduğunu da kesinlike düşünmüyorum. Samimiyet aslında markanın; duruşunun, vaadinin, sunduklarının arkasında durması ile ilgili bir şey biraz da...&lt;br /&gt;Premium segmentte yer alan BMW da çok samimi bir marka benim gözümde. Çünkü; neyse o. En azından daha azı değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar facebook'a dönersek...&lt;br /&gt;Facebook aracılığı ile bu kadar geçmişe dönük arayışlarımızın arkasında (ilkokul arkadaşları, ortaokul arkadaşları vs) kaybettiğimiz veya hasar almış olan ve facebook'ta bulmaya çalıştığımız "samimiyetimizin" de payı yok mu? Peki facebook bize bunu sunuyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çıkarımda bulunursak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketici samimiyet arıyor. &lt;br /&gt;Facebook çok ilgi görüyor. &lt;br /&gt;O zaman facebook gerçekten de samimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi günler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-6004794892930153601?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/6004794892930153601/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2007/11/samimiyet-ve-facebook.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6004794892930153601'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/6004794892930153601'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2007/11/samimiyet-ve-facebook.html' title='Samimiyet ve Facebook'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6565021896688586422.post-2308493857647102215</id><published>2007-11-03T10:03:00.000-07:00</published><updated>2007-11-11T03:59:44.862-08:00</updated><title type='text'>Hepinize Merhaba</title><content type='html'>Uzun zamandır kafamda olan bir projeyi artık gerçekleştirmeye &lt;br /&gt;karar verdim. &lt;br /&gt;"Bir blog sahibi olmak." Evet, proje buydu. Blog sahibi olmak istememdeki en büyük&lt;br /&gt;neden, kendimi pazarlama alanında yazmak konusunda disipline etme isteğidir.&lt;br /&gt;Pazarlamanın ucundan tutmuş biri olarak bir çok materyali okuyorum, çevremdeki bir çok şeyi gözlemliyorum, analiz ediyorum ve kendimce bir takım yorumlarda bulunuyorum. &lt;br /&gt;Günün sonunda bunların(göreceli olarak)uçması beni üzüyor.&lt;br /&gt;Bu blog sayesinde düşündüklerimin en azından bir kısmı uçmayacak. Bu da beni mutlu ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blogun adının neden "360 Derece Hayat" olduğuna da çok kısa değinmek istiyorum.&lt;br /&gt;360 derece pazarlama iletişimine çok inanan bir insanım, 360 derece pazarlama iletişimi yapmak için ise 360 derece hayatı tanımak gerektiğini düşünüyorum. 360 derece hayat; içinde keyfi, üzüntüyü, değişik insanları, mekanları, zamanları, dünyaları barındırıyor. Bunlar da işimizin ve aynı zamanda kendi yaşamımızın bir parçası değil mi zaten?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok yakında görüşmek üzere.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6565021896688586422-2308493857647102215?l=360derecehayat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://360derecehayat.blogspot.com/feeds/2308493857647102215/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2007/11/hepinize-merhaba.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/2308493857647102215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6565021896688586422/posts/default/2308493857647102215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://360derecehayat.blogspot.com/2007/11/hepinize-merhaba.html' title='Hepinize Merhaba'/><author><name>Ozan Tatar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10167426233858276385</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-vv4wBA7LKrI/TZc-shC5LKI/AAAAAAAAAUY/5TZcX41AE_w/s220/Blog%2BFoto%25C4%259Fraf%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
